Yurt, Praitorion,[1] kilise ve Cami Mimarisi İlişkileriyle Volkanlar

Yazan Fırat Düzgüner

Düzgüner, F. (2007) “Yurt, Praitorion, Kilise ve Cami Mimarisi İlişkileriyle Volkanlar”, mimar.ist, Sayı: 23, s.77.

All Rights Reserved. Copyright ©  www.hermetics.org ve Fırat Düzgüner 2009

 

KONUYLA İLGİLİ DİĞER YAZILAR:

Tarih Yeniden  Yazılacak Mı?

İLGİLİ KİTAPLAR

Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz Gene Matlock

Tarih Türkler'de Başlar -

Hulki Cevizoğlu

Köken Atatürk Ve Kayıp Kıta Mu 2 - Sinan Meydan

Türk Tarih Tezi ve Mu Kıtası -

Kemal Sinanoğlu

Agarta'dan Ergenekon'a Büyük Türk Bilgeliği -

Burhan Yılmaz 

 

    a-d

     Volkanlardan Camiye, tinsel mimarinin gelişimi.

    a. (www.eastjava.com/books/discovery/htm/bromo.html-9k). 

     b. articles-petrogliphs of semirechye: (Tourkz.com/eng/articles/petrog 1e_1.html-16k). 

 

“Doya doya yenecek aşları,

 Kana kana içilecek suları vardı.

 Ama o gün, toz duman sardı her yanı,

 O gün, soldu sarardı toprak,

 O gün, bir bulut çöktü tepesine,

 O gün, bir dağ geldi üzerine,

 ....”

              Maya, Chilam Balam kitabından.[2]

Ayasofya Camii’nin kubbesinin tanımıyla ilgili makale üzerindeki çalışmalarımız sırasında, Procopius’un anlatılarından yola çıkarak, yapının bugüne kadar keşfedilmemiş en önemli özelliğinin, Aydınlı (Tralles) Anthemios ve Miletli (Milethos) Isidoros tarafından inşa olunan ilk kubbedeki (27.12.537)[3] menoeides adlı yapıda, insan eliyle gerçekleştirilmiş dünyanın en görkemli görüntüsünün (mikrokozmos), yani tanrısal gök kubbenin tasvir edilmeye çalışıldığını ortaya koymuştuk.[4]

Benzeri yöndeki çalışmalarımızın devamında, daha geniş kapsamda ele aldığımız konu, bizi yeni bulgulara yönlendirmiş, bunların aralarında saptadığımız anlamlı ilişkiler, gelecekte yapılacak çalışmalarda, çok daha ayrıntılı araştırmaları gerektireceğine inandığımız verileri pekiştirmiştir.

Prehistorik dönemlerden başlayarak, tinsel inançların oluşmasıyla şekil bulmaya başlayan mimarinin, daha başlangıçta, daire biçiminde yaratılan plan üzerine odaklanmış olması, bu mimarilerin Gökkubbe’yle olan ilişkisi nedeniyle dikkat çekicidir. 

a. Güney İngiltere Wiltshire’da, Amesbury kasabasından üç kilometre uzaklıktaki Salisbury düzlüğünde, Stonehenge olarak anılan megalitik kalıntılar; b: Kalıntıların genel planı.

a: Eart mysteries: Stonehenge: (witcombe.sbs.edu/earthmysteries/EMStonehenge.html-13k).

b: Stonehenge.co.uk-Your guide to Stonehenge, the World’s Favorite: (www.stonehenge.co.uk/-10k).

Gökyüzünü seyreden ilk insanın, ilkel dürtüleriyle, gündüzleri güneş dışında boş olarak gördüğü yegane yer olan mavi sonsuzluğun, geceleri ay ve yıldızlarla dolmasına bir anlam veremediği  kurgulanabilir. Zaman zaman bulutlanan gökyüzünde oluşan gök gürültüleri, şimşek, yağmur, dolu ve kar gönderen bu yüce mavilikten korkmuş olması da olasıdır. Ancak kestiremeyeceğimiz bir süreç içinde, olağanüstü sistemdeki bir takım bilinmezleri yerine oturttukça, korkusuna hayranlığın karışmasıyla birlikte, bu içgüdünün yerini tapınmaya bırakması kaçınılmaz olmuştur. 

 

Rapa Nui adasında kolosal boyutlardaki insan torsolarından “Uzun Kulaklar” olarak adlandırılan heykeller.

Easter Island-Moai-Crystalinks: (www.crystalinks.com/easterisland.html-25k). 

 

 

 

 

 

Rapa Nui’de, Aries takımyıldızlarına bağlı olarak “Ahu” adıyla anılan heykel grupları.

Easter Island-Moai-Crystalinks: (www.crystalinks.com/easterisland.html-25k).

Bu insanlar, ışık, ısı, su, yiyecek ve sağlığını, üzerinde yaşadığı toprağı besleyen gök kubbedeki bu varlıklara borçlu olduğunu kavramış olmalıdır.[5] Tüm bunlarla ilişkili olarak ortaya çıktığı kanısında olduğumuz tapınma ve buna bağlı mimariler, öncelikle açık alanlarda, Dolmen, Menhir ve Stonehenge’de daire şeklindeki dikili taşlardan oluşan yapılarda ortaya çıkmıştır. Rapa Nui’deki (Easter Island-Paskalya adası) devasa torso heykellerin, Aries (Ahu-Hamel-koç-Ülker burçları) takımyıldızı  ve  Güneş’in  ekinoks  dönemleriyle  olan  ilgisi  göz önüne alındığında ilkel gibi görünen bu yapıların ardında,beklenmedik bir şekilde yüksek bir düşünce ve hesaplamaların olduğu ya da olabileceği, şimdilik çözülememiş pek çok gizemleri barındırdıkları anlaşılmaktadır. Güneş ve Ay tutulması gibi doğaüstü olayların, günümüzde bile ne denli ilgi çektiği düşünüldüğünde, ilkel insanın bu gibi olaylar karşısında takındıkları tavrı imgelemek dahi güçtür.

 

 

 

Rapa Nui’nin, haritadaki yeri ve heykellerin ada etrafındaki dizilimi.

Easter Island-Moai-Crystalinks: (www.crystalinks.com/easterisland.html-25k).

 

 

Moğol ve Türklerde varoluş felsefesiyle evrenbilim (kozmoloji-kosmos) kavramı

Julie Stewart, Moğol kozmolojisinde, evren kavramına değinirken, kuşkusuz Türklerde de aynı kaynaktan devam eden mitos için: “Moğollarda evren kavramı yalnızca üç boyutlu olarak değil, ama zaman açısından da bir daire şeklinde düşünülebilir... Daireyle dört yönün eksenleri, ve dünya merkezinden çıkıp ebedi semaların ötesinden üst dünyalara giden, diğer taraftan, Toprak Ana’ya inip alt dünyaya uzanan eksen kesişir” demektedir.[6]

 

Moğol ve Türklerde  ilk  konutlar, Ger (yurt) ve Kutsal Daire ilişkisi

Makalede, Moğollar ve Orta Asya Türklerinde, plan ve malzeme bakımından tamamen aynı olan “Ger-yurt”[7] kavramından bahsedilirken şöyle deniyor: “Batılılar tarafından yurt olarak bilinen ger, Moğolların geleneksel yaşam mekanlarıdır. Yuvarlak bir örgü duvar üstüne monte edilmiş merkezi bir duman çıkış halkasından (tono) yapılan direklerden (uni) inşa edilmiştir ve Amerikan Güneybatısı yerlileri Navahoların hooghanlarına yakın bir benzerlik arz eder. Ayrıca, Tsantang ve Urianhai dahil birçok Sibirya halkı tepee’lerde yaşar. Her durumda Ger’in konumu ve sembolizmi bütün Moğollar için geçerli olmaktadır. Göçebe yaşantısı gereği, seyahatlerine uymak üzere ger ve tepee’ler (yurt), kolay sökülüp takılmak için tasarlanmışlardı, ama yine de nerede kurulursa kurulsun, ger’in anlamı değişmez”. Burada ilgi çekici olan, bu geleneğin, Orta Anadolu’dan Doğu Anadolu’ya kadarki pek çok köy yerleşimleriyle göçebelerin ger tipindeki yapı geleneğinde, tono ve uni’lerle birlikte, hâlâ daha yaşıyor olduğudur. 

Stewart, daha sonra: “Ger’in önü olmasından dolayı, giriş her zaman güneye bakar. Ateşin arkasında bulunan hoimar denilen kuzey tarafı ger’de en onurlu yerdir. Burada bir masa üstüne kutsal eşyalar, ongon ruh mekânları ve diğer dini imajlar konulur. Hoimar’ın yanındaki oturma yeri, Hoimar’dan sonraki en onurlu yerdir ve yaşlılar, reisler, şamanlar ve diğer saygın kişilere ayrılır. Sağ batı tarafı eril taraftır ve erkeklerin oturduğu, ok, tüfek, semer gibi eril eşyalarını sakladığı yerdir. Sol taraf kadınların oturduğu ve mutfak eşyaların, beşiklerin ve diğer dişil eşyaların saklandığı yerdir. Güney taraf en az onurlu yer olduğu için orada genelde sağında solunda gençler otururlar.

Antik Yurt’lardan (Ger) kesit, 1. Hoimar (Kutsal eşyaların konduğu mahal, kuzey taraf); 2. Yaşlılar, reisler; 3.  Şaman ya da diğer saygın kişilerin oturduğu yer; 4. Gal (Golompt-ateş, Ger’in en kutsal yeri); 5. Doğu tarafı (eril taraf), ok, tüfek ve semer gibi eril eşyaların bulunduğu yer; 6. Ger’in içinde, kapıya en yakın yer, gençlerin oturduğu mahal; 7. Ger’e giriş kapısı (güney); 8. Krater ya da yanardağ ağzı anlamına da gelen tono (baca-chimney); 4-9. Toroo’yu (Dünya-Hayat ağacı) oluşturan dumanın çıkışı ve tono’dan sonra gökyüzüne varış. Oluşan dal ve volütler (ionik ve dorik tarzdaki sütunlarla karşılaştırınız).

Hareket “güneşe doğru” saat yönündedir. Bunun nedeni ise, güneşin yolu olarak görüldüğü gündüzleri ger’in tepesinde duman deliğinden gelen güneş ışınlarının bıraktığı yuvarlak izin takip ettiği yolu düşünürsek hemen anlarız. Ger içinde ne zaman hareket edilirse hep güneş yönünde dönmek gerekir. Aynı hareket ayrıca Şamanik dans, ibadet ve ritüellerde de gerekli görülür.

Ger’in merkezi gal golomt, ger’in en kutsal yeri, ateş yeridir. O Gök Baba’nın kızı Golomto’nun mekânıdır ve ona karşı mutlak bir huşu ve saygı gösterilmektedir. Ger nasıl dünyanın merkeziyse, ateş yeri de ger’in temsil ettiği evrenin merkezidir. Gal golompt’tan yükselen duman sütunu şeklinde dikey eksen de şamanların üst âleme çıktıkları Dünya Ağacını[8] temsil eder ve tepedeki duman deliği de üst aleme açılan kapıyı temsil eder. Bazı şaman ritüellerde, örneğin Buryatia'daki şamanların inisiyasyonlarında gal golomt'ten duman deliğinden geçip ötesine giden bir ağaç monte edilir. Vecd halinde şaman ağaca tırmandıkça üst aleme yolculuğunu anlatır. Ayrıca toroo ağacının bulunmadığı durumlarda bile, bir çok kez ruhu bir kuşa dönüşen şaman yine de duman deliğinden çıktıktan sonra başka dünyalara seyahat eder.

Dolayısıyla, ger, Amerikan yerlilerinin dört yöne ve evrene göre konumlanmış kutsal dairenin bir fiziksel temsilcisi olan şifa çemberine bir paralel olarak görülebilir. Dairesel motif ve dört yöne düzenleme ayrıca kutsal oboo cairnleri etrafında yürüme ve dans etme veya şaman’ı gökyüzüne kaldırmak için dansçıların spiral bir dans yaptıkları toroo ağacı etrafındaki yohor dansı gibi açık hava Şamanik seremonilerde de dikkate alınır.  Güneş yönünde dairesel hareketler ayrıca dallaga kutsama seremonisinde ve bütün şaman danslarında kullanılır” derken, büyük olasılıkla, “Ger” adının, çadır malzemesinin uni adı verilen direkler arasına “ger”ilmesinden, yani Türkçe’deki “Ker-Ger” kelimesinden ortaya çıkmış olabileceğini belirtir gibidir. 

 

Endonezya Doğu Java’da, Tengger Köyü yakınlarındaki, Ateş Dağları’nda (Bromo-Tengger Caldera)  kraterden volkan püskürmesi. Doğu Asya’da magma, Gal Golompt; kraterin ağzı tono; çıkan duman, volkanın içindeki bacalarla birlikte Hayat Ağacı; lavların sönmesinden sonra oluşan doğa güzelliği ise çiçekler şeklinde yorumlanmıştır.

Discovering East-Java: BROMO Mountain;Page 1 of 4: (www.eastjava.com/books/discovery/htm/bromo.html-9k).
 

Stewart’ın yukarıdaki anlatımlarında, çok önemli iki saptamada bulunmak olasıdır. Bunlardan ilki, Ger ile volkanlar arasında; ikincisi ise “Dünya Ağacı-toroo” ile Hayat Ağacı arasında kurulabilecek ilişkilerdir:

1.      Ger, bir volkanı andırır yapısıyla dikkat çekicidir. Ger’in içinde yanan ateş (Gal Golompt), volkanın ana merkezini (Magma) göstermektedir. Ateşten çıkan dumanın, Ger’in tavanında bulunan açıklıktan (tono) havaya karışması, volkanın püskürmesi sırasında çıkan ateş ve dumanı betimlemekte, bu nedenle, aynı zamanda yaşamın kaynağını oluşturduğuna (Hayat Ağacı) işaret etmektedir.[9]

2.      Bu bağlamda, hayatın kaynağı olarak algılanan volkanın, Magma’yla volkan ağzı arasında oluşan bacaların, bir ağaç ve onun dallarına olan benzerliği dikkat çekicidir.[10] Bu olayın ilk insanlar tarafından, yarılan bir volkanın diğer yarısında ortaya çıkan bacaları görerek ortaya çıktığı, ileri sürülebilir. Ancak bu insanların, her ne şekilde olursa olsun, bundan haberdar oldukları ve bu şekli “Toroo-Hayat Ağacı” olarak niteledikleri anlaşılmaktadır. Endonezya’da, Doğu Java adasındaki Tengger (Tengero) Köyü yakınlarındaki  Bromo’da (Ateş dağları-Tengger Caldera), günümüzde bile hâlâ daha sürmekte olan volkana adak sunma adeti, Büyük Okyanus çevresinde, insanoğlunun varoluşuyla birlikte, volkanların tanrısal gücüne olan inanışın, süregelen bir göstergesi olduğu açıktır. Bu bağlamda, Türk ve Moğollarda toprak anlamına gelen “Tenger” kelimesini içeren dağın adı ve yakınındaki aynı isimdeki köyün varlığı dikkat çekicidir.[11]

 

Ateş Dağları’nda kurban sunmak için Bromo’ya çıkmış Doğu Javalılardan görünüm.

Adventure in Indonesia: (www.geographia.com/ indonesia/indono02.htm-29k).

 Ger’in bu özelliklerine ek olarak, dairesel motifin en güzel biçimdeki dışa vurumunu, Kâşgarlı Mahmûd’un “Divânü Lugâti-t Türk” adlı eserinde yer alan, ilk Türk Dünya haritasında görmek mümkündür.[12]

Mahmûd’un eserinde de hakim unsur olan dört yönden (Durvun zug) güney “ön”; kuzey “arka”; batı “sağ yön, özde, eril”; doğu “sol yön, dişil” olarak tanımlanmaktadır.

 

Moğol ve Türklerde mitolojik varlıklar

Erleg Han: Alt dünyanın, yani cehennemin hakimi, Gök babanın oğlu Erleg Han’dır. Anadolu İon ve Yunan mitosunda Hades’i karşılamaktadır. Aynı mitosta, Hades’e inmeden önce Kharon’un kayıkla geçtiği Akheron ırmağı,[13] Moğol ve Türklerde “Erk, ya da Erg” nehri; Mısır’da Nun denizinde (Ölüler kitabında) kayıkçı Khu-en-ua (ya da Horus); Sümerde Ölüm denizinde Ur-Şanabi; Çin’de “Lo” nehrinin (su) tanrıçası Lo-shen fu t’u”dır.[14]

Endonezya Doğu Java’da, Tengger Köyü yakınlarındaki, Ateş Dağları’ndan (Bromo-Tengger Caldera) genel görünüm.

Discovering East-Java: BROMO Mountain;Page 1 of 4:

(www.eastjava.com/books/discovery/htm/bromo.html-9k).

Toroo ağacı (Evren, Hayat ağacı): Sümer, Asur, Akad, Urartu, Mısır gibi pek çok kültürlerde, karşımıza Hayat Ağacı olarak çıkan ritüel, Moğollarda “Evren (Toroo) ağacıdır. Altayların geleneklerine göre, Toroo ağacına çıkıldığında, orman hayvanlarının efendisi “Bayan Ami”, Anadolu İon ve Yunan mitosunda Artemis’i karşıtlamaktadır. Bayan Ami, şaman’ın üst âleme yapacağı yolculuğunda yardımcı olmak üzere ona kazlar verecektir. Bu açıdan bakıldığında, Çin’de, Yen Men’deki “Kazlar geçidi-Goose Pass” dikkat çekicidir. Geçidin, yalnızca göç yollarını göstermediği, aynı zamanda kutsal göçlerin üst alem yolculuğuna işaret ederek kutsadığı da anlaşılmaktadır.

 Kâşgarlı Mahmûd’un 1077 tarihli “Divânü Lugâti’t-Türk” adlı elyazması eserinde yer alan  ilk Türk dünya haritasının analizi:[15]

BÖLGELER: A= Câbarqâ (Japonya); B= Suyun yutularak kaybolduğu kırlar ve kumlar. Gobi çölü; C= Qãtunsinı ve Uygur Ülkesi; D= Başaklarla kaplı diyar; E= Ye’cüc ve Me’cuc Diyarı; F= Adem’in ayak izi; G: Serendib dağı; H= Sind (İndus) Ülkesi; I= Sicistan Ülkesi;[16] J= Deylem Diyarı;[17] K= Taberistan;[18] L= Aderbādgân (Azerbeycan) Diyarı; M= Horasan Diyarı; N= Kirmān ve Fars (İran) Ülkesi; O= Suriye Diyarı; P= Kürt Ülkesi ve Mısır Sınırı; R= İki Irak Diyarı; S= Huzistān Ülkesi;[19] Ş= Hicaz Diyarı; T= Yemen Diyarı; U1-3= Berber[20] Ülkesi- Çad Ülkesi- Habeşiler (Etiyopya) Ülkesi;[21] V.1-3: İskenderiye- Magrib Diyarları, bu Endülüstür- Aşırı sıcak nedeniyle yaşanmaz;[22] Y= Qayrawān (Kayrevan-Keyrevan)[23] ve diğerlerinin diyarı; AA= Vahşi hayvanlar; BB= Aşırı soğuk nedeniyle yaşanmaz; DAĞLAR: a= Yablonovy-Büyük Kingan-Cugcur-Suntar Hayatta-Kolima ve Bering boğazında Anadur platosuna kadar uzanan dağ silsileleri; b= Stanovy dağları; c= Nanşan dağları; d= Min Şan dağı; e= Çiungsia Şan dağı; f= Çinliu Şan-Tsişih Şan ve Bayan Kara Şan dağları; g= Yunnan (Bulutlu güney) platosu;[24] h= Karatau-Handay ve Altay dağları (Altan-Altan Soula-Si yut’ong wen che);[25] ı: Karakurum-Karanlık dağları, Tibet geçidi; i= Tibet platosu; j= Ning Ting Şan ve Yun Ling Şan dağları; k= Assam; l= Arakan dağları (Çinhindi batısında); m= Buranın güneyinde Çinhindi ve Hindistan yer alıyor; n= Çungarya ve Taklamakan çölü (X’injiang-Sincan-Doğu Türkeli özerk bölgesi); o=Tibet geçidi; p= Tibet platosu; r= Nepal-Buhutan; s= Birmanya-Ganj ovası; ş= Hindistan ve Bengal körfezi; t= Tarbagatay dağları; u= Aladağları; ü= Açlık bozkırı (Balkaş gölü-Kazakistan); v= Tanrı (Tiyen Şan) dağları; y= Hindikuş- Tanrı ve Hindikuş-Altın dağlarının kesişim noktasındaki Pamir; z= Fergana (Pa-han-na) vadisi civarı;[26] aa= Hindikuş dağı; bb= Belücistan (Hindikuş-Süleyman dağları arası); cc= Süleyman dağı; dd= Kirtar dağı (Pakistan’ın güneyinde, İndüs nehri ağzının batısında); ff=Aravalli dağları- Mekran-Rud ve Zağros dağları; gg= Soldan itibaren: 1. Verbogan dağları, 2. Putorana dağları ve Orta Sibirya platosu, 3. Batı Sibirya ovası; hh= Novaya Zemlya; ıı: Putorana dağları; jj: (Z) olarak kodlanan Asya’nın Kuzey Buz denizine bakan kıyılarının, II numarayla kodlu Hazar (K’o-sa, Ho-sa, Khagar)[27] + Aral denizine dönen kolu (yaklaşık dik açılı), Orta Rusya platosunu gösteriyor. Bunun üstünde yer alan dağlar, soldan başlayarak: 1. Timan dağları, 2. Kuzey Rusya sırtları, 3. Volga sırtları, 4. Kafkaslar; kk= Belki de eserin en ilginç bölümü. Büyük olasılıkla, Kâşgarlı Mahmûd’un duyumlarına göre ezbere çizfiği bu bölümün İskandinavya’yı temsil ettiği açık. Kuzey batıdan güneye doğru eğik gösterilen kara parçasının, Baltık denizi, girintili çıkıntılı körfezler ve gölleri afişe ediş biçimine hayran olmamak mümkün değil; mm= Umman denizi ve körfezinden Basra körfezine dönüş sembolize edilmiş; nn= Güney Çin denizinden Umman denizine kadar olan, Asya’nın güney sahillerindeki deniz kıyıları sembolize edilmiş; oo= Pamir; pp= Tarbagatay dağları; 

DENİZLER:[28] Denizler yeşil= Dünyanın etrafını çember şeklinde saran yeşil hat, tüm okyanusları  betimliyor;  Q= Japon denizi; W= Sarıdeniz; X= Doğu Çin denizi; XX=Bengal körfezi; I= Kuzey buz denizi (mavi); GÖLLER: II= Hazar denizi ve Aral gölü bir arada sembolize edilmiş; NEHİRLER: 1= Kolima ya da İndigirka nehirlerinden biri, ya da ikisi bir arada; 2= Lena; 3= Yenisey; 4= Obi (Altay dağlarından çıkıyor); 5= Putorana dağından çıkan Kotay; 6= Gidan ve Yamal yarım adaları arasındaki derin körfez; 7= Novaya Zemlya’nın doğusunda kalan Vaygaç körfezi; 8= İskandinavya yakınlarından çıkıp Hazar denizine dökülen Volga; 9= İskandinavya’nın güneyindeki deniz, göl ve nehirler sembolize edilmiş; 10= Hazar denizine dökülen Don nehri; 11= Aral’a dökülen Siriderya (Ou-han);[29] 12= Aral’a dökülen Amuderya (Wakh-ab);[30] 13= Olasılıkla Kirtar, Belücistan ya da Süleyman dağlarının birinden çıkarak Aral gölüne doğru akan Hilmend nehri; 14= Karakurum’dan çıkıp Umman denizine akan İndüs nehri; 15= Everest’ten çıkıp Bengal körfezinde Ganj’a karışan Brahmaputra; 16= Üç koldan beslenip dünyanın çevresinde daire şeklinde temsil edilen okyanusa karıştığı, veya onu oluşturduğu anlayışını betimlediği, ona denizlerin yeşil çizgisiyle bağlanmış olmasından anlaşılan Ganj nehri; 17= Tibet platolarından doğup, Moğolistan ve Çin’e doğru akan Hoang-Ho, Yang-Çe, Si Kiang ve olasılıkla Mekong-Saluen-İravadi nehirleri (bu son üç nehir Çinhindi’ne ulaşmaktadır).

KENTLER: 1= Câbârqa (Japonya-Hyaonas);[31] 2=Maçin:Kore; 3=Cafu: (?); 4=Aleviler Şehri: (?); 5=Kadınlar Şehri: Moğolistan’da Ötügen yakınlarında savaş sırasında kadınların barınması için kurulmuş bir çadır kent (Kuy); UYGUR (TİE-LE) ÜLKESİ (KAO-KUİ=KAO-CHANG): 6=Beşbalıq= Urumchi-Urumçi; 7=Canbalıq-Canbalık: Bezerlik-Tulufan-Turfan-(eski To-lu-fan-T’ou-lou-fan-Tourfan;[32] 8=Karaşar=Yanqı (eski Yen-k’i) (?); 8a= Hami (eski i-lo) (?) 8b= Qatunsını: Uygur ülkesinde savaş sırasında kadınların barınması için kurulmuş bir çadır kent (Kuy); 9=Qoço: Qochu-Koçu- (eski Ngan-si) Bugünkü Ansi ?; 10=Sulmi: Bugünkü Yu-men (?); 11= (?); TÜRK ve TÜRKMEN KENTLERİ: 12= Kumi Talas,(Uygur sınırını belirleyen Türk kenti); 13= Sarıbaşdağ (?);14= Narinkol (?); 15= Kucha= Kuça (K’ieou-tse);[33] 16= Şancu (?); 17= Ekki Öqüz= İki nehir arasındaki kent (?); 18= Pokrovka ya da Merinda; 19= Barman ( Sairam, Bai=Baicheng, Yaka-aryk ya da Aksu=Wen-sou ?); 20-24: Şancu’dan İpek yoluyla Çin’e varan yöndeki kervan kentleri ya da kervansaraylar; 25= Yawınç= Alma Ata (?); 26= Pokrovska yakınlarında bir kent (?); 27= Uç=Ouch (?); 28= Cherchen= Çurçen-Çerçen; 29= Nzi= Bugünkü Tokmak= Süjab-Soei-che (?),[34] 29a= Taraz-Talas-Aoulie ata;[35] 30= Barsgaun= Barsgan; 31= Qocnger-Başı= Atbaşı ya da Maral Başı; 32= Khotan= Hoten; AFGANİSTAN: 33-35: Afganistan’da Keşmir bölgesi; 36= Balasagun= Yaklaşık olarak Fergana vadisinin doğusunda; 37= Kaşgar (Soe-le, kiu-cha);[36] 38= Serendib= Ya da Sarandib. Seylan adası; 39= Bulgar: Bulgar boylarına ait bölge; OĞUZ KENTLERİ: 40, 41 ve 42=Karatav dağı batı eteklerinde olasılıkla Dahlan, Sabran=Sarban, Qurnaq, Sitkün, Suqnaq, şehirlerine işaret etmektedir; 44=Cend= Aral gölünün doğu kıyısında kalan Oğuz kenti Can-Kala harabeleri (bu kodlama, Cend’in yakınlarındaki Oğuz kentlerinden Yengi-kent ve Hara’yı da gösteriyor olabilir); 45=Olasılıkla Farab bölgesinde Farab kenti=Qaraçuq (=Kuyruktepe harabeleri) ve Sütkent (=bugünkü Syutkent) ve Kenceh bölgesindeki  Sübanikent’e (günümüzdeki Cuvantepe harabeleri) işaret etmektedir; 46= Sipencap=İsficab=Çimkent bölgesi: Çimkent’le beraber Sayram kenti ve Balac ve Baruket kalelerini de içermektedir; FERGANA VADİSİ: 47, 49, 50= Fergani vadisinde yer alan yerleşim yerleri; 48= Şaş= Che-Taşkent (Che-Tcho-che-Tchads-Tchadj-Tchâsch) bölgesi: Taşkent=Binket, Biskent=Pskent, Tuymakent’i (Şaş’ın başkenti) içermektedir; 50+1-8= 1= Namangan (?);[37] 2= Kason; 3= Andican (?); 4= Osh (?); 5= Özcend; 6= Marqinan; 7= Hoçent; 8= Semerkend-Semerkant (K’ang);[38] ULUSLARIN YAŞADIKLARI BÖLGELER: 51= Varang= olasılıkla Avarların yaşadığı bölge kastedilmiş olabilir (?); 52= Rus= Rusların yaşadıkları bölgeler kastedilmiş olmalıdır; 53= Man Qışlaq= Aşkabad olabilir (?); 54= Buhara (?); 55= Anıc (?); 56= Beçenek= Peçeneklerin yaşadıkları bölge; 57= Derbend; 58= Taberistan= İran’ın Mazenderan eyaleti; 59= Deylem= İran’ın kuzeyinde, Hazar denizi kıyılarını kapsayan Geylan’ın dağlık bölgeleri ve burada yaşayan kavim;[39] 60= Harizm= Türkistan’da, Amuderya’nın aşağı kaynağının her iki yanındaki bölgedaki kavim.[40] Horezm; AFRİKA: 61= Zenci ülkesi= Afrika’da Çad ve Etiyopya’nın güneyinde kalan ülke toprakları. (Kâşgarlı Mahmûd, 2005’den  uyarlama).

  

Mısırdaki bir rölyefte görülen Hayat Ağacı motifinde, üstteki tanrı tasvirlerinin altındaki Güneş diskinin aşağısında tasvir edilen ve gök kubbeyi taşıyan hayat ağacı, bir direk[41]  şeklinde betimlenmiş. Ağacın üst kısmında, içe ve dışa dönük biçimdeki volütler dikkat çekicidir. Büyük olasılıkla, ateşin yanması sırasında oluşan kıvrımlar ya da volkandan çıkan lâv ve eriyiğin, soğuduğunda aldığı şekil olan volüt, Anadolu Aiol ve İon nizamlarında, sütun üzerindeki başlıkta yer alan dışa dönük volütler biçimde gösterilmiştir. Diğer bir deyişle, Aiol ve İon nizamı sütunlar, hayata yeni bir canlanma ve oluşum getiren volkana atfen Hayat Ağacı’nı temsil etmektedir. Sibirya’dan bir şaman davulunun üzerinde de benzer bir tasvir yer almaktadır.

Buyanhishig (sema ve ruhların nimeti): Kişinin kozmik ruhu “suns”, parlak beyaz bir güneş gibi ışıldar. Beden ruhu “ami” ise, kırmızı bir ışık noktası gibidir. 

Semadan veya ruhlardan bir nimet olarak kabul edilen “buyanhishig” (kısaca buyan), şahsın hareketlerine göre artan ya da azalan bir güç olarak kabul edilmiştir. Buyanhishig birikimi, kısmet, olumsuzluklardan korunma veya mutlulukla sonuçlanır. Bu birikim, düzgün ve basiretli bir yaşamla (yostoi), dini davranışlar ve kurban sunma desteğindeki oranlara göre artış gösterir. Gök Baba (Tanrı) ve ruhlar, “dallaga” ritüeliyle çağrılabilir. Bu ritüeller, Buyan’ı, yaşamamıza ve toplumumuza ulaştırır. Ritüelin gerçekleştirilmesi sırasında, ellerle, güneş yönüne doğru yapılan dairesel hareketlerle birlikte, zikredilen “hurai, hurai, hurai!” çağırışlarıyla bir ayin gerçekleştirilir.[42] 

 a. Mısır’da bir Hayat Ağacı tasviri. Ortada direk şeklindeki tasvirin üzerinde, alttaki volütler İon nizamındaki gibi dışa,Gök çizgisine destek olan  üstteki volütler ise içe kıvrılmış . Bunun üzerinde Güneş diski var. İki yandaki kadın ve erkek figürlerinin ardında hayvan motiflerine yer verilmiş; b. Sibirya’dan bir şaman davulu üzerinde olasılıkla bir plan ya da harita şeklinde gösterilmiş Hayat Ağacı motifi; orta yuvarlakta olasılıkla volkan ağzı gösterilmiş. Orta eksen etrafında yer alan dalların üzerinde insan figürleri (şaman tasvirleri) var. Sağ alt köşede, Kaşgarlı Mahmut’un haritasında yer alan Çin Seddi , urgana benzer şekilde gösterilmiş olabilir. Daire çevresinde insan ve hayvan figürlerine yer verilmiş. Bu tasvirdeki hayat ağacı betimlemesinde, daha çok naratif bir sanat öngörülmüş.

a, b: The Tree of Life: (altreligion.about.com/Library/weekly/aa102902a.htm-35k).
 

Özellikle ebeveynlerin, çocuklarına anlattıkları öykülerde, Sibirya halkının mitolojisi, doğada olup bitenlerin, neden öyle olduklarını (uliger) açıklar. Bu açıklamalar, hayvanların, hatta ağaçların bile insanlara çok benzer bir şekilde düşündüğünü ve bazı durumlarda insan biçiminde görünebildiklerini içermektedir. İnanca göre, orman, dağ, göl, nehir, taş ve ağaçların ruhları vardır ve insanoğluna yiyecek ve barınma gibi armağanlar sunmaktadırlar. Bu nedenle, insan dışındaki tüm varlıklar da saygıya lâyıktırlar. 

 

Kızılderililere ait kartal başlı bir totem örneği.

(Us.i1.yimg.com/us.yimg.com/i/travel/tg/lp/1e).

 

Buyanhishig miktarının, Ay’ın devrelerine göre değiştiği görülmektedir. En güçlü olduğu günler ise, ayın “yeni” ya da “dolu”, yani Yeniay ve Dolunay dönemleri olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle, güneş devresi, gündönümü (solstice-solstis) ve ekinokslar (en uzun gün, gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu ve mevsimlerin değiştiği günler), bayram günlerini belirlemek üzere, ayın durumlarına göre  düzenlenmiştir. Örneğin, yılı başlatan “Beyaz Ay Bayramı”, kış, yani solstisten (21 aralık) sonraki ilk yeni ayda başlatılmaktadır. “Kızıl Yuvarlak Bayramı” ise, yaz solstise (21 haziran) en yakın olan dolunay zamanında tutulmuştur. 

Bize göre, Doğu Sibirya’dan Amerika’ya kadar yaygın totemlerin yapımı da bu inanca bağlı olmalıdır. Totemler, genelde ağaçtan yapılmışlardır[43] ve pek çoğu, ana figür olarak insan motifinden oluşmuştur. Bunun yanında kuş, kartal gibi çeşitli hayvan figürlerini de içermektedirler. Bu şekilde gerçekleştirilen ayinlerde, totem asla tanrı yerine tutulmamıştır. Olasılıkla, tanrının (Gök baba) yarattığı tüm varlıkları sembolize eden totemin kişiliğinde, bu yaratıklara olan saygı ifadesi belirtilmek istenmektedir. Ancak, daha sonraki dönemlerde, unutulan bu ana fikir, giderek yerini tanrı sembolüne bırakmış olabilir.

 

 

Anadolu’da  “Toprak Ana” adına tapınılan tanrıça Demeter ya da Kybele. Asya’da Tenger Niannian ve kızı Umaia olarak adlandırılmıştı.

(jpg - upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/5/5a/D...). 

Umai: Toprak ananın kızı Umai’dir. Rahim tanrıçası ve Dünya Ağacı’nda yatan beden ruhlarının bakıcısıdır. Umai ayrıca, Tungus dilinde “toprak” anlamına gelen Tenger Niannian olarak da bilinmektedir. Anadolu İon mitosunda, Demeter ve Kybele olarak geçen Toprak Ana ve kızı Umaia’ya bereket getirmesi için yakarılırdı.

Golomto: Toprak Ana ve Gök Baba’nın diğer bir kızı, ateşin ruhunu temsil eden Golomto’dur (Prometheus).[44] Golomto, mitosa göre, çakmak ve demirden zuhur etmiştir. Bu noktada, Homo Erectus’un (Sinanthropus pekinensis), Moğolistan’da Beijing (Pekin) yakınlarında keşfedilen mağarada bulunan çakmak taşı aletlerle birlikte ele geçen, tektonik maden filizlerini kullanarak yapmış oldukları volkanik taşlardan bademsi biçimli aletler (amygdaloide) akla gelmektedir.[45] Kansu’nun da değindiği gibi, Ateşin, Sinanthropus’un çakmak taşlarından yaptığı aletlerle, ele geçirdiği tektonik maden filizlerine (olasılıkla demir filizleri) şekil vermeye çalışırken, sürtünme dolayısıyla ortaya çıkan kıvılcım nedeniyle, yeryüzünde ilk olarak ateşi buldukları ortadadır. Daha sonraki dönemlerde, ateşin ruhu ise Golomto ile bağdaştırılmış olmalıdır.

 

Homo Erectus’un (Pekinensis- Chou adamı)  keşfedildiği Chou-kou-Tien’deki (Zhou-Kou-Dian) mağarada  yapılan çalışmalardan görünüm.

(www.personal.une.edu.au/~pbrown3/2hk.html  -11k). 

Büyük olasılıkla, prehistorik çağlarda, iskeletlerin yüzlerinde görülen geleneksel kırmızı aşıboyası adeti, Moğolistan kaynaklıdır. Buradaki tektonik alanda bol miktarda bulunan filiz halindeki demirin, nemde oksitlenmesi ve kırmızı bir renk vermesinin keşfi üzerine, ateşi bulmasında araç olan bu nesne kutsal sayılmış, ve Sinanthropus tarafından ölümden bir müddet sonra kafatasları, elde edilen oksidasyonla (aşıboyası)[46] boyanmış olmalıdır. Kutsamadaki iki ana unsurdan biri, ateşi bulmasında ona araç olan demir filizinin, ona ilk renk olgusunu da vermiş olması; ikincisi ise, diğer renkleri elde etme yolunu öğrenmiş olan Sinanthropus’un, öbür dünyaya göçen insanı, son yolculuğunda “Ateş Boyası”yla kutsamış olabileceği olasılıklarıdır.

Tsolman: Hem sabah ve hem de akşam gözükebilen Venüs[47] (Anadolu İon ve Yunan mitosunda Aphrodite) gezegenidir. Venüs’ün gücünü sıkça çağırabilmek için şaman davullarının üzerinde resmedilmiştir. Tsolman, savaş okları olarak tanımlanan kuyruklu yıldız ve meteorları gönderen güç olarak tanımlanmıştır.

Karakol Altay’da bulunan bir kafatasında tespit edilen kırmızı aşı boyası izleri. Çatalhöyük’te bulunan kafatasıyla olan benzerliğiyle dikkat çekicidir (yaklaşık İÖ 10,000-5,000).

(http://vm.kemsu,ru/enindex.html).

 

Doloon: Obgon (Yedi Yaşlı Adam); Büyük Ayı takımyıldızıdır. Bu yıldızların konumları, gökyüzünü yerinde tutan Kutup Yıldızı’nın (Altan Hadaas) yerini gösterir. Gök kubbesinin Kutup Yıldızı etrafında döndüğü gözlemi, aslında, dört mevsimde Büyük Ayı takım yıldızının konumunu gösteren gamalı haç (has temdeg) sembolünün yaratılışına yol açmıştır. Bu sembol, ilginçtir ki yalnızca Sibirya’da değil, ama birkaç Kuzey Amerika kültürlerinde de bulunmaktadır. Stewart’a göre bu durum, Moğolistan ve Orta Asya’da, çok kadim bir kökenin varlığına işaret etmektedir:

Pleiades:

Moğollarda Pleiades takım yıldızı, diğer bir güçlü ruh gurubu olarak ululanmıştır. İnanışa göre, gök tanrıları bu takım yıldızında toplanıp, yeryüzüne bir kartal şeklindeki ilk şaman’ı göndermeye karar vermişlerdi. Beyaz Ay bayramında (21 Aralık), on dört insens (buhur çubuğu) yakılırdı. Bunlardan yedisi Yaşlı Adam,[48] diğer yedisi ise Pleiades içindir. 

(a, b)  

  

a. Erzincan halısı; 19. yüzyıl, 102x187 cm,

Vakıflar Halı Müzesi;[49] b. Türklerin kullandıkları

bazı damgalar.[50]F (www.akmb.gov.tr/turkce/books/aris4web/halinin%20islevinin%20ozel%20bir%20göstergesi.htm-82k). FFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFF                      

 

Pleiades, Yunan mitolojisinde Pleiad’lar[51] olarak bilinmektedir. Yedi yıldızlı burç, yedi kandilli Süreyya, yani Ülker burcudur.[52] Bu burcun Rapa Nui (Eastern Island) adasındaki Pleiades ve oradaki kolosal heykellerle olan ilgisi açıktır. Bu ilişkinin, Rapa Nui, Moğolistan, Orta Asya yoluyla Anadolu ve Yunanistan’a ulaştığını söylemeye pek gerek olduğunu sanmıyoruz. Ancak, bu ilişkinin, günümüzde, hâlâ daha, Asya, Avrupa ve Amerika’da çeşitli ve görkemli karnavallarla kutlanıyor olması, konunun diğer ilginç bir yanını ortaya koymakta, bu geleneğin günümüzde de devam ede geldiğini göstermektedir. 

Türk ve Moğollarda, şaman’ların ve ruhların, tono’dan göğe doğru kartal şeklinde uçtukları inancına dayalı mitos kapsamında, Ülker burcunun (Pleiades, M45, Yedi Kız Kardeş, ya da Yedi Kandilli Süreyya) kartal şeklinde görülmesine ait modern betimleme (kroki).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Moğollarda ata kültü:

Moğollar Mavi Kurt ve Kızıl Geyik’i  eski ataları olarak anımsarlar. Buryat Moğollarının Buh Baabai Noyon (Prens Baba Boğa) dedikleri, efsanevi bir ataları vardır. Ayrıca ayı da, birçok Sibirya gurubu tarafından ata olarak tanınır. Moğolların ayı için kullandıkları “baba” kelimesi, aslında aynı anlama gelen “Baabgai” kelimesinin bir türevidir. Diğer taraftan, Byzantion ve Roma’nın güçlerini gösterir simgelerin “Bous=Öküz” ve “Tauros=Boğa” olması, ilgi çekicidir.[53] 

Doğa ruhlarının en güçlüleri, dört yönün her bir köşesinde yaşayan ve gök ruhları oldukları düşünülen Tenger’dir. Doğu ve batı Tenger’leri, siyah ve beyaz şamanlarla ilşkilendirilmektedir.

Tatay Yenger (Keiden): Kuzeyden çağırılan (invoke-dua) şiddetli fırtına, şimşek ve hortumların efendisidir. Anadolu İon ve Yunan mitosunda  Tatay Yenger’i  Boreas[54] temsil etmektedir.

Erleg Han: Doğu Tenger’lerinin en önemlisi Ulgen’in kardeşi ve yer altı alemindeki ruhların efendisidir.

Usan Han: Su ruhlarının efendisidir. Güney yönünden çağırılır. Büyük olasılıkla, Çin’deki Lo nehri tanrıçasıyla Sümerlerde Gılgamış destanındaki Ölüm Denizi (Büyük Okyanus) ve yaşlı kayıkçı Ur-Şanabi, Anadolu İon ve Yunan mitosunda ise, Akheron ırmağının kayıkçısı Kharon’un kökenini oluşturmaktadır.

Endur ruhları: Emsalsiz bir hayat yaşayan ve tekrar alt dünyaya inme gereği olmayan güneş ruhlu (aydınlık) insanların mekânı, Endur’dur. Bu ruhlar, Tenger’ler kadar güçlü değildirler. Ancak, bulutlarda yaşarlar ve yağmurun yağmasını sağlarlar.

Oboo: Dağ gibi yüksek tepelerde yaşayan ruhlarla ilgili olarak, konik (piramit) şeklinde taş ve ağaç dallarının yığılmasıyla yapılan  yapılara verilen isimdir. Bunlar, dağ ruhlarının yanında, gazriin ezen ruhları için özel tapınma alanlarında inşa edilmişlerdir. 

Oboo’lara bu yönden bakıldığında, bugün Çinde bulunan piramitlerle,[55] Moğolistan ve Orta Asyada, dağ tepelerindeki kutsal alanlarda (gazriin ezen) bulunan, taş yığınlarından öbeklenmiş küçük piramitlerin kaynağının nereden geldiğini anlamak güç değildir. Bunun yanında, İskitlerin, senenin belli aylarında, tonlarca odunu, orta bir yerde ve piramit şeklinde yığarak meydana getirdikleri odundan piramitleri de hatırlamamak elde değildir. İskitler, bu piramitlerin tepe noktasına eski ve ucu sivri bir bıçak dikerlerdi. Bıçak, buradaki pozisyonu itibariyle, Anadolu İon ve Yunan tapınaklarının alınlıklarının üst ve yan köşelerine yerleştirilen akroter’leri andırmaktadır.

 

Amam ve Kentauros

Stewart’a göre, şaman’ın bindiği hayvan, genelde ya bir at ya da geyiktir. Bu hayvanlara “amam” adı verilirdi. Homo erectus, Dördüncü Zaman’ın sonunda ortaya çıkan “equus stenonis”le (ilk at cinsi) birlikte buzul dönemlerine girmiş ve büyük olasılıkla, buzul üzerinde yiyecek sıkıntısı çeken at, mağaralara sığınan insanlar tarafından yardım görmüş ve aralarında yakınlık doğmuş olmalıdır. Homo erectus Würm buzulu sonrasında, atın varlığıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, artık onun için kutsal olan iki hayvan vardır, at ve avlayıp etini yiyerek hayatta kaldığı  geyikler (cervide).[56] Orta Asya’da, kayalar üzerindeki dendriti’lerde (petroglif),[57] at ya da geyik üzerinde tasvir edilmiş güneş başlı  insan figürlerinin yerini, Mezopotamya’da boğa ve Mısır’da at gövdeleriyle birleştirilmiş figürler almıştır. Dolayısıyla, Anadolu İon ve Yunan mitosundaki kentauroslar, temelde, Moğolistan’daki insan-at arasındaki beraberlik ve dostluğun simgesini oluşturmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

 

 

Altay dağlarında, Çin sınırındaki kutsal alanda yer alan iki oboo  (mini Türk piramitleri).

 

 

( http://faculty.etsu.edu/kortumr/MONGOLIA2002/htmdescriptionpages/turkicmounds.htm )

 

 

Ger ve Praitorion ilişkisi

Ger tipi yapı tarzının, örf, adet ya da geleneklerinin, Antik Anadolu ve Yunan sanatında da devam etmesi ilgi çekicidir. Her iki bölgedeki kentlerde, ocağında sürekli olarak ateşin yandığı Praitorion (Prytaneium)[58] denilen yapıların varlığı bilinmektedir. Bu yapılar, yabancı ülkelerden gelen elçilerin, seçkin yabancıların, savaşta ya da İonlar-Helenler arasındaki oyunlarda kazandıkları başarılarla halkın övgüsünü kazanan yurttaşların, yani en çok değer verilen kişilerin ağırlanıp ödüllendikleri bir yapıydı. Buradaki ateş, o denli kutsaldı ki, koloni kurucuları, gittikleri deniz aşırı ülkede kurdukları yeni Praitorion’un ateşini buradan getirirler,

 

Güneş başlı şaman’ın, üzerine bindiği ren geyiğini gösteren bir dendriti: Tamgaly (Damgalı-Kazakistan).[59]

(articles-petrogliphs of semirechye: Tourkz.com/eng/articles/petrog 1e_1.html-16k).
 

burada yeni bir ateş yakmazlardı. Hippodamos planlı kentlerde, agoranın yanında bir mahalde yer alan Praitoriondaki ocak, halkın ortak malıydı. Burada, ocak tanrıçası Hestia’nın kültüne bağlı olarak ateş sürekli olarak yanar ve hiç söndürülmezdi. Yapıdaki ateşin sönmesini engelleyen ve onun başında bekleyenlere küret adı verilmiştir. Saltuk: “Bazı prytaneiumlar yuvarlaktı” demektedir. Tholos planlı oldukları anlaşılan bu tip praitorion’larla yine aynı planda olan “ger” arasındaki benzerliği görmemek mümkün değildir. Büyük olasılıkla, daha geç dönemlerde, dairesel planından vazgeçilen Praitorion’larda da, ateşin, çatının ortasındaki bir açıklıktan dışarı verildiği ileri sürülebilir görünmektedir. Procopius’un bahsettiği menoeides,[60] olasılıkla bu geleneğin bir sonucu olarak ortaya çıkmış olabilir.

Anadolu’da Lykia bölgesindeki Olympos dağı ve aynı adla anılan kent, bu yönden dikkat çekicidir. Strabon’a göre İÖ 100 yıllarında Olympos kenti Lykia’nın en önemli şehirlerinden biriydi.[61] Ancak kentin öneminin daha çok dağın öneminden ileri geldiği anlaşılmaktadır. Zira, Olympos dağının üzerindeki bazı açıklıklardan çıkan gaz nedeniyle, bınların günümüzde dahi hâlâ daha yanmakta olduğu bilinmektedir. Bize göre Çin’de Datong tektonik alanıyla ilinti kuran Lykialıların, buradaki sönmeyen ateş nedeniyle onu tanrılara layık görerek kutsadıkları anlaşılmaktadır. Öyle görülüyor ki, Yunanistandaki Olympos dağından daha önce, Anadolu İon tanrılarının ilk kutsandıkları dağ, Lykia’daki bu Olympos dağı olmalıdır.

Roma’da tanrıça Vestia’nın mihrabı üzerinde, Anadolu İon ve Yunan Praitorionlarında küret’lerin yaptığı gibi, rahibelerin hiç söndürmeden yakmak zorunda oldukları ateşin varlığı bilinmektedir. Ortodoksların, her yıl 24 Haziran’da kutladıkları Ateş gecesi yortusu, Güneş’in yaz gündönümüne bağlı olarak, geçmişteki bir gelenekten ve Ateş tapınaklarından geldiği açıktır.[62]

Homo erectus’tan günümüze kadar süregelen adet ve gelenekler arasında, ateşin kutsallığının yitirilmemiş olması, son derece ilgi çekicidir.[63]

 

Ger, Kilise ve Cami mimarisi ilişkileri

 

Stewart, anlatımının devamında: “Ger sadece evrenin merkezi değil, ama aynı zamanda evrenin içinde bir küçük kopyası olarak bir mikrokozmostur. Hattâ evrenin bir haritasıdır. İçindeki kubbe, gök kubbesine tekabül etmektedir” derken, ilgi çekici bir şekilde, Ayasofya’nın kubbesinde, Byzantion döneminde pagan kültüne dayalı Zeus Hippios tapınağının kubbesi üzerinde de yer alan ve Procopius tarafından “menoeides-bicornis luna” olarak adlandırılan küçük boyuttaki üst yapı hatırlanmaktadır. Bize göre Stewart burada, gündüzleri güneşin doğuş ve batışıyla, geceleri Yeni Ay ve Hilâl görünümü veren Ayasofya’nın kubbesindeki mikrokozmosa benzer bir tarifte bulunmaktadır.[64] Bir pagan tapınağı olan ve ana kubbesinin üzerinde menoeides adlı bir üst yapıya sahip Zeus Hippios’un orta mekânı, oktagonon planındaydı. Üzeri büyük bir kubbeyle kapalı bu mekânın çevresindeki yarım daire şeklindeki sekiz mekânın üstü ise yarım kubbelerle örtülüydü.[65]

 

Ger’in mimari strüktürüyle, Antik Dönem ya da günümüz kilise ve camilerinin mimarisi karşılaştırıldığında, inşaat malzemeleri ve tekniklerinde açıkça görülen gelişmelere karşın, temel unsurlarda büyük bir benzerliğin bulunduğunu yadsımak olası değildir. Örneğin, Zeus Hippios tapınağı ve Ayasofya’da, kiliselerde naos olarak adlandırılan ana mekâna, Orta Asya’daki yurtların, daha ilkel anlamda da olsa temel kaynak oluşturduğu açıktır. Aynı plan ve görselliği, Süleymaniye Camii, Sultan Ahmet Camii ve günümüzdeki cami mimarilerinde de görmemiz mümkündür. Benzer mimari tarzını, Rönesans Dönemi’nde İtalya’da, mimarı Michelangelo (1475-1564) olan San Pietro, mimarı Filippo Brunelleschi olan Santa Maria del Fiore’nin kubbelerinde de görebilmekteyiz.[66] Ancak, artık bu yapıları örten kubbelerin yukarısında, “Ger”deki üst açıklığı oluşturan menoeides’ten, ateşin dumanı değil, günün doğuşuyla birlikte, insan eliyle yakılandan çok daha güçlü bir ateş ve ısı kaynağı oluşturan kutsal Güneş ışınlarının giriyor olması, ilgi çekicidir. 

Bu yapıların iç ya da dış tezyinatlarındaki zengin süslemelerin, bizleri yanıltmaması gerekir. Üslûp, kutsal mekâna verilen önemin mimari anlamda zenginleştirilmesi ve dışa vurumdaki görkemi tamamlayan tezyinden başka bir şey değildir. Ancak, ana tema hiç değişmemiştir. 

Minareler haricinde, mimarileri itibariyle camileri de bu tip yapılardan soyutlamak pek mümkün değildir. Aynı tema üzerine kurulmuş mimarilerde, yalnızca menoeides denen yapıyı görmemiz pek mümkün olamamaktadır. Ancak, Ege’de Manisa ya da Akhisar’daki modern bir caminin kubbesi üzerinde, nereden esinlendiğini pek bilemediğimiz menoeides tarzı yapının varlığı, ayrıca ilgi çekicidir.

 

Azteklerde  Şamanizm

 

“Ger” tarzı mimari ve içindeki yerleşim planını, aşağıda ele alacağımız Aztek (İÖ 1000-İS 1521) yaşamında tespit edebilmemiz, olağanüstü şaşırtıcı, bir o kadar da dikkat çekicidir.[67] Bu birlikteliğin, bir haber alma ya da bir kişinin öğretisinden ortaya çıkmadığı, yani sonradan edinilmediği, merkezi bir kültürün çok eski bir geçmişine bağlı olarak, oranın gelenek ve göreneklere dayandığı açıktır. Bu nedenle eserin, Azteklerin ana yurtlarının Asya ya da bunun çok yakınındaki bir adanın olabileceği yolunda kanıt oluşturduğu öngörülebilir.

Esere değinmeden önce, Azteklerin günlük yaşamına ait birkaç belgeyi incelemenin, genel kapsamda faydası olacağı kanısındayız.

Aztek krallarından II. Motecuhzoma (1502-1520) zamanına ait bir sahne, oldukça ilgi çekicidir.[68] Tasvirde yer alan İspanyol Hernan Cortes’i bir an için göz ardı edersek, iki Aztek figürünün oturduğu koltuğu (klismos ya da thronos) Mısır, Anadolu İon ya da Yunan  tipi koltuklarla karıştırmak işten bile değildir. Motecuhzoma ve arkasında ayakta duran figürlerin giysileri, daha da ilgi çekicidir. Başlarına dikey olarak yerleştirilmiş tüyler hariç, alın üzerinde bir düğümle bağlanmış diademleri, sırtlarında khlamysleri,[69] ayaklarındaki sandaletleriyle (Pedila) fizyolojilerini, Antik Anadolu İon ve Yunan kültüründen ayırmak oldukça zordur. İlginç olan ise, bu figürlerin saç kuafürleriyle, bellerinden aşağısını örten giysilerinin Kızılderili ve Mısırlıların geleneksel kıyafetlerini yansıtıyor olmasıdır. Ön Asya’nın Antik kültürlerine göre çok daha geç bir döneme ait Aztek kültürü arasındaki yaklaşık 1500-2000 yıllık zaman aralığına karşın, Aztek kültürünün bunca zaman sonra vardığı her iki kültür arasındaki benzerlikler ilgi çekicidir. Bize göre bu zaman farkı, Aztek kültürünün Amerika’da sıkışıp diğer birçok kültürlerin başına gelen dejenerasyondan uzak kalmış olmasından  kaynaklanmış olabilir. Ancak geç de olsa, dışa kapalı, kendi içinde gelişmiş bu kültürün, Ön Asya kültürlerine benzer bir seviyeye varmış olması dikkatleri çekiyor.  Bize göre bu yakın benzerlik, Uzak Doğu’daki kaynak kültürün sağlam yapısı ve zenginliğine dayalı olmalıdır. 

Benzer sahnelerin yer aldığı, Lienzo de Tlaxcala’dan alınan sahnelerde, İspanyollarla Aztekler arasında gerçekleşen çatışmayı gösteren tasvirde: İspanyolların arasına karışmış Tlaxcala savaşçıları dahil, kalkan ve mızraklarıyla Antik Anadolu İon ve Yunan savaşçılarından farksız figürlerin yanında, kızılderili şeflerini andıran tüylü başlıklı ve uzun saçlı tiplerle, başlarına tüylü kurt maskları geçirmiş askerlerin varlığı son derece ilginçtir.[70] Bu kültür karışımını, Mendoza Kodeksi’nden alınan, Coixtlahuaca yakınlarında tüccarlara saldırı ve ardından Mikstek lideri Atonal’ın yargılanıp öldürülmesi sahnesinde;[71] Ixtlilxochitl Kodeksi’nden olduğu belirtilen ve Tlaloc canlandırıcısı olarak adlandırılan figürün kalkan ve olasılıkla sağ elinde taşıdığı şimşek tasvirli figüründe; Kızılderililere benzer saç kuafürü ve kıyafetler içinde, olasılıkla jaguar ve kartal postları içindeki şamanlarla birlikte, ritüel bir ayin dansını gösteren[72] ve Townsend tarafından Tovar el yazmalarından, soyluların dansı olarak isimlendirilen sahnelerde izlemek mümkündür. [73] 

İlk belgelerini Çin’de, Kuzey Kore ile Hoang-Ho nehri civarındaki alanlarda keşfedilmiş Hongshan, Zhaobaogou, Shandong, Yangshao, Dawenkou, Liangzhu Neolitik-Kalkolitik kültürlerde saptayabildiğimiz yaklaşık 8,000 yıl öncesine dayalı Şamanizm, günümüzde Sibirya, Orta ve Güney Asya, Hazar Gölü çevresi, Kafkasya, Anadolu, Balkanlar, Moldovya, Alaska, Kuzey Amerika, Meksika ve Güney Amerika topraklarında, hâlâ izleri görülen ve zaman içinde giderek kaybolmaya yüz tutan yaygın bir kültür olarak yaşama direnmektedir.[74] 

 

Çin’de İÖ 5000- 2500’e tarihlenen Hongshan kültürüne ait, yeşim taşından işlenmiş şaman figürü. Bağbozumu döneminde, diz çökmüş, dua eder pozisyonda görülüyor.

EBay Store-CHİNA NOTION:Hongshan Culture: Ancient Chinese: (stores.ebay.com/HHINA-NOTION-Hongshan-Culture-WOQQcolZ4QqdirZ1Qqfsub23755686QqftidZ2QQtZkm-60k).

 

 

 

 

Amerika’nın güneybatısında yaşayan Navaho ve Hooghan yerlileriyle Moğol ve Türklerde “Ger” ve “Kutsal Daire” ilişkisi ise, Azteklere olan yakınlıkları nedeniyle, ayrıca dikkat çekicidir.

 

“Ger” tasviri

Bize göre, Aztek mitosunun en önemli belgelerinden biri, Resimli Historia Toltece-Chichimeca elyazmalarında yer alan ünlü resimdir. Townsend, eseri; resimin sol ve sağ üstündeki baklava dilimleri, üçgenler ve dairesel kıvrımları, Culhuacan’ın  kıvrımlı tepeleri; yedi adet bölümü, yedi mağara (Chicomoztoc); mağaranın içindekileri yedi kabile, ve girişte rahip olarak nitelediği kişinin, elindeki büyülü malzemesiyle giriş kısmına vurduğu şeklinde değerlendirmektedir.[75] 

Aztek mitosunun en önemli belgelerinden biri, Resimli Historia Tolteca-Chichimeca elyazmalarındaki bir tasvirin yer aldığı ve ünlü olduğu söylenen resimdir. Yazar konuyla ilgili anlatımında, şöyle diyor: “Resimli Historia Tolteca-Chichimeca el yazmaları, daha eski göçebe gruplarının da (Puebla ve Tlaxcala’da yerleşmelerinden önce) burada oturduğunu bildirmektedir. Metnin ünlü bir sayfasında, kutsal dağı bir yaşam kaynağı olarak gören eski inancı simgeleyen rahim benzeri mağaralarıyla, Culhuacan-Chicomoztoc bir dağ olarak betimlenir. El yazmalarında yer alan bir Çiçimek rahibi, bir yaratılış mitini canlandırarak kabileleri simgesel biçimde topraktan çıkarır.

Bu kutsal yerin önemi, bir eylem kararının onaylandığı ya da bir halkın ‘yeniden doğduğu’ veya bir geçiş döneminde yeni liderlerin göreve geldiği dinsel bir yenilenme yeri olmasından kaynaklanır. Gezgin Meksikalılar, kendilerini bu eski kutsal yerde durur biçimde tanımlarlar. Gerçekten de böyleyse, bir tür yeniden doğuş töreni yaptıkları ve topluca amaçlarına bağlılık bildiriminde bulundukları kuşkusuzdur”.[76] Townsend, resimin sol ve sağ üstündeki baklava dilimleri, üçgenler ve dairesel kıvrımları, Culhuacan’ın  kıvrımlı tepeleri,  yedi adet bölümü, yedi mağara (Chicomoztoc), mağaranın içindekileri yedi kabile, ve girişte rahip olarak nitelediği kişinin elindeki büyülü malzemesiyle giriş kısmına vurduğu şeklinde değerlendiriyor. 

 

Historia Tolteca Chichimeca’da yer alan ünlü resim. Resim, Townsend tarafından; “Culhuaca’nın kıvrımlı tepelerini ve dağın rahmi biçimindeki yedi mağarayı (Chicomoztoc) betimliyor. İçinde yedi kabile var ve bir rahip büyülü malzemesiyle girişe vuruyor” şeklinde yorumlanmıştır (Townsend, R. F. 2001).

 

Ancak, bize göre durum, çok daha karmaşıktır. Yukarıda ve tam ortada, tuvalin kısıtlı olması nedeniyle, kaynak noktası sivri olarak gösterilmiş akarsu (Katranlı nehir, Erg nehri, Lo nehri, Nun, Ölüler denizi, Akheron ırmağı), sol tarafa doğru ilerleyip tam ortaya yakın bir yerdeki köprünün altından, aşağıdaki ağaç biçimli tasvirin çevresini saracak şekilde inmektedir. Volkanik bir püskürmenin ardındaki olayların tasvir edildiği resimde, akarsuyun özellikle dış çeperleri, yanardağdan oluşan tektonik akıntıyla kararmış. Kara renkli atık, akarsuyun yukarılarına doğru, gittikçe açılmakta ve köprüden yukarı kısmı tamamen berrak hale dönüşmekte. Bu bölümde, taş döşeme gibi görünen işleme tarzı, nehrin diğer kısımlarından buraya doğru kaçıp yaşam savaşı veren balıkların yoğunlaşmasını tasvir ediyor; Alt kısımda, püskürmeden zarar görenler, dirsekten sonrası tasvir edilmiş kola ait bir el, belki kurtulmaya çalışan bir insan yüzü olabilecek figüre doğru uzanmış. Diğer tarafta, belki zarar gören mekânları sembolize etmiş olabilecek, sınırları çift çizgiyle betimlenmiş baklava dilimi şeklinde, iki adet sembol ve bunun üst kısmındaysa, kara atığın içinde kalmış iki değişik tipte thyrsos var; sol ve sağ üst bölümlerde yer alan baklava dilimleri, üçgenler ve dairesel kıvrımlar, püskürük kütlelerin ardından kuraklaşan toprağın verimsizliğini gösteren yarılmış toprak parçalarını; her iki tarafta yer alan çöl bitkileri ve dikenli kaktüsler, Maya ve Azteklerin kuzeyden gelirken geçtikleri çölleri (Gila, Mojave ve Büyük çöl’leri); sağ üstte, akarsuyla kaktüs arasında betimlenmiş, başında kurt maskı ve postu olan çıplak figür, sağ dizinin üzerinde çömelmiş, önünde, içini göstermek üzere, kenarları mazgal biçiminde işli olan bir kabın kenarında, elindeki ağaç çubuğu döndürerek kızdırırken, çıkan kıvılcımla kabın içine koyduğu petrolü yakmakta. Yaktığı ateşin alevleri, kıvrımlı dalgalar halinde volütler oluşturuyor; insanlar bu felâketten kurtulmak için, dar bir geçitten, içinde yedi mağara bulunan bir alana sığınmışlar (Datong mağaraları ?) Chicomoztoc mağaralarını, sol aşağıdan itibaren, M.I-VII[77] numaralı odalar olarak kodlayacak olursak, şaman’ların yer aldığı III numaralı mağara dışında, her mağarada, diğerlerinden daha süslü başlığı olan bir liderin tasvir edildiği anlaşılıyor:   

M.I= Mağaranın en solunda, başındaki miğferi thyrsos’lu[78] figür, kıdemli biri. Önündeki beş figür, orta avludaki iki şaman’ın ritüelini merakla izliyorlar. Bu figürlerin hepsi de çok genç.

M.II= Olasılıkla, mağaranın arkasındaki bir açıklık, taşlarla kapatılmış. Miğferi, diğerlerinden daha süslü görünen ortadaki figür dahil, üç kişi ortadaki şaman ritüelini seyrediyor. Bu mağaranın diğer M.I ve M.III kodlu mağaralarla birleşim köşelerinde, birer figür daha var. Bu kişiler, bu mağaranın özel bir yer olduğuna işaret ediyor; bunların erkek ve kabile reisi oldukları, kadınların yer aldığı M.VI’ya göre, korumaların daha az olmasından belli.

M.III= Arkada, kozalak başlı, bir erkek organı betimlenerek, bereket sembolize edilmiş. Önde, başı jaguar postlu bir şaman, ortadaki diğer iki şaman’ı izliyor. Ortada, soldaki şaman’ın, bu bölümden çıktığı, siyah lekeler halinde betimlenmiş ayak izleriyle gösterilmiş

M.IV= Tam orta üstteki bu mağara, diğerlerinden daha önemli tutulmuş. Arka tarafta, odun yığınları var. Burası, Moğol ve Türklerde önemli eşyaların konduğu Hoimardır. O zamanlar ateşin en önemli ve kutsal sayıldığı düşünüldüğünde, odun en önemli metaydı. Ateşten uzakta durmaya çalışan üç portrenin sağ önünde üç odun parçası görülüyor. Bunlardan, öndeki iki kişinin orta altına düşen bir odunun ucunda kor ateş var. Yani yanmakta olan odun parçası; buradan mağaranın dışına doğru uzanan ayak izleri, geçitten dışarıda ve sol alttaki şaman’a kadar geliyor. Buradaki şaman, açık renk (beyaz) giysili (batı Tenger’leri) ve sandaletli. Sırtına, yine açık renkte tüylü pelerin giymiş. Başında Polyphemos[79] (yumurta biçimli, kabartılı dağ tasvirleri.”çok tepeli dağ”) miğfer var. Polyphemos’un tepesinde, çatallı dilini çıkarmış yılan görülüyor. Şaman, dışarıda, sağda yer alan siyah giysili düşmanlara (doğu Tenger’leri), ağzından ateş üfleyerek, ya da ateşli sözler söyleyerek onları alt ediyor. Bunu, mağaraya geri dönmesinden anlıyoruz. Eliyle tuttuğu cinsel organı, etrafa doğru, bir merkezden ışınsal olarak yedi kez yinelenerek tasvir edilmiş. Yani, bunu düşmanlarına sallayarak onları tehdit ediyor.[80] Bu şaman’ın ayak izleri, daha sonra mağaranın içine doğru ilerleyerek geri dönüyor. Böylece, orta mekânda, sağdaki ikinci şaman’ın bu şaman olduğu vurgulanmış. Karşısındaki siyah Tenger, tüm atribüleriyle birlikte, doğu Tenger’lerinin başı olduğunu gösteriyor. Atribülerinin kalabalıklığı arasında, sünnetsiz cinsel organı yukarıya, göğsüne doğru uzanmış.

M.V=  Moğol ve Türklerin Asya’daki ger (yurt-tepee) olarak anılan yapılarında, kuzey tarafın en kutsal yer olarak yaşlılara; güney tarafın en az onurlu yer olarak gençlere ayrıldığı; sağ (batı) kısmın eril; sol (doğu) kısmının ise dişil olduğu biliniyor. Esere bu çerçevede bakılması gerekir. Üst ortadaki Hoimar’a göre sağda (doğu) yer alan I ve II numaralı mağaralarda, figürlerin başlarındaki miğferlerde ikişer sıra yumurta dizisi var. V, VI ve VII numaralı mağaralardaki figürlerdeyse, bunlar tek sıra halinde betimlenmiş. Buna göre, doğudaki kadınların başlarındaki miğferlerin Polymastos olduğu ileri sürülebilir. Ger’lerde batının eril, doğunun dişil olduğu göz önüne alındığında, V-VII numaralı mağaralarda kadın ve kızların tasvir edildiği anlaşılıyor. Mağarada dikkati çeken, bedensiz ve kesik olan, thyrsoslu bir kolun üst kısımda, ağız kısmında üç erkeklik organı betimlenmiş (olasılıkla kadının ölen üç erkek çocuğu). Gücünü thyrsos’tan alan bu kol tarafından, arkasından korunan figür, bir kadın.  Bu kolun sol aşağısında ve kadının arkasında, küçük bir kafatası gösterilmiş (ölen kız bebek ?). Kadının diadem şeklindeki başlığının altından, saç, kumaş  ya da tülbent olabilecek bir nesne, çenesinin altından geçiyor. Bu nesne, onun ana olduğuna işaret etmekte. Tülbent, volkanik patlamada ölen çocukları için, olsılıkla yas tuttuğuna işaret ediyor. Yanında, üç kadın figürü daha var. Bunlardan biri daha tülbentli. Olasılıkla bu kadının geride kalan çocukları ya da aileden insanlar olabilir. Hepsi de, ortada ceryan eden olayı izliyorlar.

M.VI= Bu mağaranın ağzı, diğer hiçbir mağarada görülmedik biçimde, loca şeklinde kapatılmış ve arkası taşlarla desteklenmiş. İçindeki soldan ikinci figürün başında, topluluğun lideri olduğunu gösterecek şekilde, uçları öne doğru uzanan tüylü polymastos’u var. Bu onun, karşısındaki II no’lu mağarada, polyphemos’u thyrsos’lu kabile reisinin eşi olduğuna işaret ediyor. Locanın hemen sağ ve solunda, M.II’de  olduğu gibi, her iki köşede, bu kez ikişerden dört ayrı figür daha yer alıyor. M.II ve M.VI numaralı mağaralarda görülen bu figürler, olasılıkla mağaradaki değerli şahsiyetlerin korumalarıdır. Buradaki askerler, kenarları açık renk, üst kısımları yüksek ve koyu renkli, ensede arkaya doğru kıvrık olan miğferler giymişler; Korumaların özel oldukları, miğferlerinden belli. Sayılarının çokluğu, kadınların daha çok koruma altında olduklarına işaret ediyor.

M.VII= Bu mağara, yedi genç kız tasviriyle, diğerlerinden daha kalabalık. Ön planda, yüksek tolgalı (tüylü) önemli bir figür tasvir edilmiş. Kabile reisi, veya karısının kız kardeşi, ya da kızları olabilir? 

Mağaralara girişin hemen önünde, soldaki ikisi açık renk, sağdaki ikisi ise siyah renkte gösterilmiş dört şaman var. Şaman’ların bu renklerdeki giysileri bize, Stewart’ın bahsettiği doğu (katranlı nehir nedeniyle, siyah) ve batı (beyaz) Tenger’leri hatırlatıyor.  

Giriş koridorunun hemen ağzında ve soldaki şaman’ın yüzünde, savaş boyası var. Kapıda, alt soldaki diğer şaman’la birlikte, ateş odasından (Gal-Golompt) çıkmış. Sırtı, açık renk pelerinli. Başında polyphemos miğfer var. Sol elini selam vaziyetinde kaldırmış. Sağ elinde tuttuğu yay ve oka ek olarak, cinsel organını karşısındaki siyah giysili şaman’a doğru tutmuş. Bu şaman da, daha sonra içeri girerek, kapıdaki diğer şaman’la birlikte ritüel dansa katılıyor. Sağdaki siyah giysili şaman, çok uzun tüylü tolgalı, sırtında hayvan tüylü pelerini var. Elinde tuttuğu uzun saplı kutsal sembolü (thyrsos) mağaranın içine doğru uzatmış ve ağzından diğerlerine göre daha kısa mesafede alev fışkırtmakta. Ayrıca, o da karşısındaki batı Tenger’ine karşı, ucu yukarıya kıvrık, sünnetsiz cinsel organını çıkarmış vaziyette. Her iki siyah giysili figürün ardında, olasılıkla içinden sıyrılınmış leopar postunun sağ üstünde, siyah kın içindeki kılıç, bu kişilerin düşman olduklarını ifade ediyor. Mitolojideki Thyrsos’un, siyah giysili (doğu Tenger’i) şaman’ın elinde tutması ilgi çekici. Bize göre, cinsel organ gösterimi ve ağızlardan çıkan alevler, kadınlar (üreme) için yapılan, ateşli bir ağız kavgasına işaret ediyor. Thyrsos ise, kadınları baştan çıkarıcı Dionysos kaynaklıdır. 

Tasvirdeki en önemli nokta, batı Tenger’lerinin sünnetli,[81] doğu Tenger’lerinin ise sünnetsiz olduklarının açıkça belirtilmiş olması. Bu gösterim, Etiyopya’dan Mısır’a ve daha sonra, Yahudi ve Müslümanlara geçen sünnet adetinin, Nuh vasıtasıyla, İç Moğolistan ve Çin’den Etiyopya’ya nasıl ulaştığı hakkındaki kökene işaret etmektedir.

 

Ortada, iki şaman’ın karşılıklı ritüel dans sahnesi

Her iki şaman’ın da aynı kabileden ve dışarıdaki açık renk giysili şaman’lar oldukları, ayak izlerine ek olarak, giyim ve yüz tiplerinden, sahip oldukları atribülerindeki benzerlikten anlaşılıyor. Her ikisinin elinde de yay var. Soldakinin sağ elinde ayrıca ney ya da flüt’e  benzer bir enstrüman mevcut. Sol ve sağ ellerinde, karşılıklı olarak tuttukları odunlara üflüyorlar. 

Ger’in içinde, ateşin ortada yandığı “Gal golompt”un, yapının en önemli yeriydi. Bu bağlamda, ortadaki bu iki şaman’ın, ateş yerinin, ger’deki evrenin merkezini (magma tabakası) temsil eden orta mekanda, kutsal ateşi alevlendirmeye çalıştıkları açık. Şaman’lar, bu ritüelin ardından, büyük olasılıkla oluşacak duman sütunu şeklindeki dikey eksende, tepedeki duman deliğinden (tono), üst aleme, yani göğe doğru açılan kapıdan, ağaç şeklinde kıvrımlar oluşturan Hayat Ağacı (toroo) imgeseline, vecd halinde tırmanma ritüelini gerçekleştirmek üzeredirler. 

Sahnenin sağ alt köşesindeki betimleme, kuşkusuz tüm eserin en önemli figürlerinden biri. Burada, baş aşağı tasvir edilmiş olan Hayat Ağacı’nın içinde, çıplak ve canlı vaziyette, gülen eğlenen bir insan figürü, belki yeni doğmuş bir çocuk (Adem ?) tasvir edilmiş. Hayat Ağacı, bu çocuğu felâketten koruyor gibidir. Burada iki ayrı yorum yapmak olasıdır:

1.      Üçgen biçimindeki Hayat Ağacı’nın tepe noktasındaki mağaranın önünde, yıldıza benzer biçimde, etrafına aydınlık saçan bir bölge betimlenmiş. Sanki, ağacın kökünden bir ışık fışkırmakta. Mağaranın üstünde, olasılıkla küçük çocuğu korumakla görevli, miğferleri farklı iki baş görülüyor. Tasvir, Hayat Ağacı’nın, bu mağaranın içinde olduğunu anlatıyor;

2.      Baş aşağı tasvir edilen betimleme, mağara değil, bir volkan ağzı olabilir. Üstteki figürlerse, toprağı temsil etmektedir. Yıldız şeklindeki parlama, volkan püskürmesidir. Hayat ağacı, volkanın içindeki lav bacalarıdır ve çocuğu (Adem ?), bu hayat ağacı korumaktadır. 

Anadolu İon ve Yunan tapınaklarında, sütun başlıklarının üstünde yer alan Abaküs’ün mimarideki adı “hesap tahtası”dır. Bu düz tabla, “tamu[82]- ölüler diyarı, cehennem” olarak da adlandırılıyor. Abaküs’ün bu bağlamdaki anlamı, Hayat Ağacı’nı temsil eden sütunların üzerindeki üst alemdeki ölüme işaret eder. Yani, volkan ağzını temsil eden İon, Dor ya da Korinth nizamı sütun başlıklarının tam üzerinde yer alan, cehennem azabını (tamu). 

Bu bağlamda, Rapa Nui adasındaki Moai heykellerin başları üzerinde görülen, yassı yuvarlak taşların, bu anlamda alınabileceği ortadadır. Tamu simgesinin, Jüpiter’in gezegeni Marduk’un (Nibiru-Tishya-Pushya-Apollon Karneios-[83]X gezegeni), atmosfere çarpması sırasında kopan parçaları yeryüzüne düşerken, insanlara da zarar vermiş olduğu açıktır.  Bu olgunun, Türklerdeki “Başına taş yağsın”, yada “Başınıza taş yağacak” şeklindeki beddualarla olan ilişkisi, bu sözlerin bizlere, atalarımızdan ve geçmişteki kadim bir kültürden kaldığı ortadadır. 

Eserde, özellikle M.VI ve M.VII’deki insan tiplemelerinde, çekik gözlü figürler, şayet bir rastlantı değilse dikkat çekicidir. Yüzü savaş boyalı şaman, bize kızılderilileri hatırlatıyor. Burada yapılabilecek üç ırk tanımlaması, bir zorlama olmadıkça, doğal olarak bizi Asya’da Çin ve Moğolistan’a götürmektedir. Uzak Doğu’daki tektonik alan, büyük püskürmeye işaret eden büyük lös ve Zhoukoudian’deki mağaralarla, ateşi ilk keşfeden Pekin Adamı’nı hatırlamamak oldukça zordur. Tasvirin sağ üst bölümünde, kurt postuyla tasvir edilmiş çıplak figürü, bundan aşağıdaki diğer tasvirlerde bir daha görmek mümkün değil. Aztek’ler, ateşi ilk keşfeden Chou adamını (Homo erectus pekinensis) unutmamışlar. Bereketsiz toprakların sembolü olarak tasvir ettikleri kaktüslerse, büyük olasılıkla, bugünkü San Fransisko civarından güneye doğru takip ettikleri Kıyı Dağları (Coast Range) ve Kayalık Dağları (Rocky Mountains) arasındaki kurak bölgenin güneyinde bulunan, Gila ve Mojave çöllerinden kalan bir mirastır. 

Tasvir bize, ister istemez, yukarıda da değinildiği gibi, Stewart’ın “ger”:hakkındaki anlatılarını hatırlatıyor. Yazar sanki bu tasvire atıf yapmakta. Hele, ger (tepee-yurt) ve kutsal daire yanında, “katranlı nehir” olarak tanımlanan Yunanistan’daki Akheron ırmağı, Çin’de, kutsal “Lo” nehri tanrıçası,[84] Moğol ve Türklerde Erg nehri, Sümerlerin Ölüler deniziyle Mısır’ın “Ölüler Kitabı”ndaki Nun tanımlamaları hatırlandığında, yapbozun çeşitli parçaları daha bir yerine oturmaktadır. 

Kuban: “Fatma Sultan’ın düğün şenlikleri sırasında hamallar, Darphane’de üretilen nahılları[85] Eski Saray’a nakledebilmek amacıyla, eski Tauri Forumu’nu kaplayan bütün evlerin dışarı çıkıntı yapan balkonlarını ve saçaklıklarını yıkmışlardı” derken,[86] büyük olasılıkla, Osmanlı döneminde, Orta Asya’dan hâlâ daha süregelen thyrsos geleneğinden bahsetmiş olmalıdır. 

Dört ya da altı yaşlarındaydık. İzmir’in Ödemiş kentindeydik o zamanlar. Yaşlı babaanne ya da anneannelerimiz bir oyun öğretmişlerdi bizlere, çok eğlenmiştik. Öğrettikleri şey şuydu: Uzun bir kargı alıyorsunuz. Yatay vaziyette tutup, tam ortaya en büyük bezden bir bebek, etrafına daha küçük bebek ve çeşitli oyuncaklar, çam yaprak ve kozalakları da dahil, her tür ağaçtan topladığınız yaprakları, çeşitli renklerde bez ve çaputlarla kargıya bağlıyorsunuz. Üzerlerine, küçük çıngıraklar, rengarenk yaldızlı kağıtlar (telli kağıt derdik), üzüm ve her renkte yünlerden salkımlar, kurdelâlar, çiçekler vb. gibi ne bulursanız takıyorsunuz. Artık, ağırlıktan ortası eğilmiş kargının iki ucundan tutan, arkada kalabalık bir grup oluşturan çocuklarla birlikte, boş toprak arazide ya da sokak sokak dolaşırken, yukarı aşağıya sallayıp zilleri öttürüyorsunuz. Tabii tüm çocuklar, kargının bir ucundan tutmak için yarışıyorlar birbirleriyle. Geride kalanlar hüzünlü. Ardından, yağmur diliyorsunuz Tanrı’dan, bağıra bağıra, hep bir ağızdan bir tekerlemeyle birlikte:

“Yağ,  yağ yağmur,

  Teknede çamur,

  Ver Allahım ver

  Sicim gibi yağmur” diyerek.

 

Oyun, kargının üzerindekilerin yağma edilmesiyle son buluyordu. Tabii, herkes öncelikle kendi oyuncaklarını toplamaya, sonra da daha fazlasını almaya kalkardı. Başkasının eline geçmiş oyuncağınızı geri isteyemezdiniz. Hele, annelerden gizli alınmış değerli şeyler varsa, korkunun ecele faydası yoktu. Çok eğlendiğimizi, kahkahalarla sokaklarda dolaştığımızı hiç unutmam. Yağmuru yağdırıp yağdıramadığımızı hatırlayamıyorum. Belki rastgele yağmıştır. Ama, kesinlikle bir nahıl (thyrsos) yaptığımızdan haberimiz yoktu.

 

 

Rapa Nui adasında, Moai heykellerinin önünde toplanarak, şaman’ın yaptığı tütsüyle kendilerinden geçip yamyamlık yapmaya hazırlanan yerliler.[87]

Easter Island-Moai-Crystalinks: (www.crystalinks.com/easterisland.html-25k).

 

 

 

 

 

Sonuç

Tinsel mimarinin başlangıçtan bu yana, insanın yaradılış öyküsünü dile getirmeye çalışan, dairesel planlı ve kubbe şeklinde tasarlanmış yapıların, zaman içinde ve kuramsal olarak, teknolojiyle birlikte gelişip biçim değiştirdiği, ancak, temel kurallarda hiçbir değişikliğin oluşmadığı anlaşılmaktadır.

Başlangıçta tholos planlı Praitorion’larda,[88] Hayat Ağacı’nı temsil eden Aiol, İon ya da Dor ve Korinth üslûplarındaki sütun ve sütun başlıklarının, Gökkubbe’yi temsil eden kubbe şeklindeki üst örtüsüyle “Ger”in içinde sembolize edilen Hayat Ağacı’nı örneklediği kuşkusuzdur. Ancak, çeşitli tanrılar için inşa edilen büyük boyutlardaki tapınakların üst örtülerinin, zamanın teknik sorunları nedeniyle kubbe şeklinde örülemediği açıktır. Bu nedenle, sonraki dönemlerde gerek gereksinim ve gerekse daha görkemli inşaatlar yapma isteği adına inşa olunan Praitorion’larda da, diğer tapınaklarda olduğu gibi tholos planından vazgeçilmek zorunluğunda kalındığı anlaşılmaktadır.

Ante, Pronaos ve Naos planındaki tapınakların çatılarını örtmek için en uygun inşa tekniği, kuşkusuz çift pahlı çatı sistemiydi. Bu sistemde Gökkubbe’nin, tapınakların cephesinde ve sütun dizilerinin üzerine yer alan arşitrav ve firizlerin de üstüne yerleştirilen üçgen biçimindeki alınlıklarda (aetos), biçimsel olarak kubbe tekniğinden çok farklı da olsa, Gökkubbe’nin temsil edildiği açıktır. Alınlığa yerleştirilen tanrı ve tanrıça kabartmaları, Gökkubbe’ye en yakın olacak şekilde, Olympos tanrılarının tasvirlerini içermektedir. Bazı tapınaklarda, alınlığın tam ortasında ve yanlarda daha küçük boyutlarda olmak üzere kör pencere ya da açıklıkların, tanrıların epiphaneia’sını temsil etmesi, bu varsayımı destekler içeriktedir. 

İÖ 560-550’ye tarihlenen Arkaik Didymaion Apollon mabedinin planını gerçekleştiren İonyalı mimarlar, olağanüstü plana sahip tapınaklarında, sella’nın (sekos ya da adyton) üzerini açık bırakmışlardır. Bundan amaç, Tanrı’nın yarattığı Gökkubbe’nin varlığının, çift pahlı, insan eliyle yapılmış çatıya yeğ tutulmuş olmasıdır. Geçmişten gelen köklü ve zengin bir mimari bilgi ve deneyimine sahip İonyalı mimarların, bu muhteşem yapının üzerine, ona yakışacak başkaca bir çatının yapılamayacağını öngörmüş oldukları açıktır. Burada, İonyalı mimarların yetenekleriyle yaratıcı zekâlarına hayran olmamak elde değildir. Bugün bir bölümüyle de olsa tüm görkemiyle ayakta duran Hellenistik Didymaion, İÖ 300-İS 200 tarihleri arasında inşa edilmiş ve Arkaik Didymaion gibi, onun da üstü açık bırakılmıştır.[89] 

Ancak, İstanbul’daki örnekleri genelde 5.-6. yüzyıllara tarihlendirilen, fakat inşa tarihi tam olarak bilinmemesine rağmen bir Pagan tapınağı olan oktagonon planındaki Zeus Hippios tapınağının kubbesinde uygulandığı sanılan yaprak tuğla inşa tekniğinin, bu yüzyıllardan çok öncelerine ait olduğu açıktır. 

İstanbul’da bu teknikle birlikte gelişen kubbe mimarisinin en güzel örneklerini, Iustinianus Dönemi’nde Iustinianus Bouleuterion’u (Senat-Senato) girişi,[90] Khalke Kapısı[91] ve Ayasofya Camii’nde[92] görmemiz mümkündür. Ancak, Constantinus ve oğlu Constantius dönemlerinde inşa olundukları bilinen Fatih’teki Hagioi Apostoloi Kilisesi, Çemberlitaş Akakios ve Kadırga (Heptaskalion, Eptaskalo, Skala) Havariyyun kiliselerinde[93] saptanabilen kubbe mimarisinin varlığı nedeniyle, bu tekniğin bilinenden çok daha eskiye, yani Constantinus Dönemi’ne kadar uzandığını söylemek mümkündür. İstanbul’da günümüzde hâlâ daha ayakta durmakta direnen Sphendone’deki kemer, çapraz ve beşik tonozlar yanında kubbe mimarisine de sahip olduğu açık olan bu yapının varlığı, yukarıdaki saptamalarımızı doğrular niteliktedir. 

Hıristiyanlıkla diğer başka dinlerde var olan değişik mimari tarzları kuşkusuz ortadadır. Ancak, temel kurgunun, günümüzde de büyük bir çoğunluktaki sürekliliği dikkat çekicidir. Bunun bir rastlantı mı, yoksa temel içgüdülerimizde süregelen bir geleneğin dürtüsü mü olduğu konusunda bir kanıt ileri sürmek, şimdilik oldukça güç görünüyor. 

Dikkat çeken en önemli unsur, Mezopotamya, Mısır, Anadolu İon ve Yunan tapınaklarıyla tholos planlı Praitorionlar haricinde, dikdörtgen planlı ve çift pah çatılı yapıların ardından, İstanbul’da Byzantion dönemi sonlarında ortaya çıkmış olabilecek kubbe mimarisinin, adeta İstanbul’a has bir ekol haline dönüşmesi ve Aya İrini Kilisesi’nden sonra, Dünya’daki en görkemli oluşumunu Ayasofya Camii’nin (Hagia Sophia Kilisesi) mimari strüktüründe bulmuş olmasıdır. Yapı, Ger’in mimarideki abideleşmiş bir biçimselidir. Bu nedenle, günümüze kadar tüm ihtişamıyla ayakta kalmış bu eser, geçmişimizle olan anlamlı bağlantısı ve sahip olduğu muhteşem mimarisiyle son derece önemlidir. 

Azteklerin Historia Tolteca-Chichimeca betimlemesi, bize göre; Moğolistan’daki tektonik alanda yaşanan volkanik hareketler, buzul dönemlerinde mağaralardaki yaşam, ateşin keşfi ve şaman ayinlerindeki tapınmalar yanında, çok önemli başka bir şeyin, Azteklerin kökenine de işaret etmektedir. Bu önemli olay, eserin tamamına genel olarak bakıldığında, yanardağın bacasına işaret eden alt bölümde görülen iki yandaki volütten sonra, baca şeklinde yukarıya uzanan bölümlerin, bir ağacın kök ve gövdesini, mağara şeklindeki bölümlerin ise ağacın dal ve yapraklı bölümüne işaret eder olması, yani “Hayat Ağacı”nı tasvir etmesidir. Moğolistan’da meydana gelen olay, buradan Pers, Urartu, Mezopotamya ve Mısır’a kadar uzanan bir çizgide yer alan Hayat Ağacı motifleriyle Anadolu İon ve Yunan kültürlerinin kapılarına dayanmıştır. Batı Anadolu’da Aiol,[94] İon,[95] Dor[96] ve Korinth[97] nizamlarında sembolize edilmiş sütun ve başlıkları, geçmişteki stilize Hayat Ağacı motiflerine kadar uzanan bir evrim geçirmiştir.

 

Efsanevi Aztlan adasından başlayan Aztek göçü: a= Büyük olasılıkla, günümüzdeki Yonaguni adasındaki (Aztlan) Yonaguni piramidi[98] ve etrafındaki yıl işaretlerinden “bir” rakamını gösteren altı ev sembolüyle[99] ada üzerindeki kral ve kraliçe. Kral, “c” deki figürde de görülen Kem’e (Türklerde “Nazar boncuğu, Kem göz) bir iple bağlı. Bu betimleme, Aztlan’lıların Kem’e ne kadar bağlı olduğunu, oradan zorla ayrılmak durumunda kaldıklarını gösteriyor. Önündeki kraliçe ya da kadın, hamile olup, sonra tasvir edilen “f” deki figürü temsil etmiş olabilir; b= Ejder kayıklarıyla Amerika kıtasına geçiş; c= En arkada, başının üzerine taç yaptığı Kem’i (Khem) simgeleyen “Kem göz- Ra’nın gözü- Güneş kursu”yla betimlenmiş aynı kral, ya da Aztek; d= Başının üzerine taç yaptığı, aklından çıkaramadığı Kem’in koruyucusu Keşiş akbaba (Mısır’da Nekhbet) sembolü ile diğer bir Aztek (ya da kraliçenin nedimesi); e= Başı akbaba, vücudu yılan biçiminde tasvir edilmiş kutsal sembolü başına taç yapmış bir diğer Aztek (ya da kraliçenin diğer nedimesi); f= En sağda, Amerika kıtasına önde çıkmış olan diğer bir Aztek (“a”daki kraliçe ?), yine Kem’in sembollerinden kobra yılanını (Orta Asya kobrası. Oxus ya da kahverengi kobra, Naja naja oxiana-Mısır’da Wadjet) aklından çıkaramıyor. Hepsi de, canlarını kurtarmış olmalarına karşın, Kem’i unutamıyorlar. Townsend’e göre, Amerika’ya ayak basan, başlarında yılan tasvirleri taşıyan iki rahipten, sağdaki öncü olanı, tanrılaşmış kahraman Huitzilopochtli’nin heykelini taşıyor. Bize göreyse bu kişinin sırtında taşıdığı, Uzak Doğu’daki felaketten kurtardığı çocuğundan başka bir şey değildir. Arkadaki üç kişinin sırtlarındaki torbalardaysa, bu felaketten kurtarmayı başardıkları, az miktardaki yolculuk ihtiyaçlarını içeriyor. Boturini Kodeksi’nden (Townsend, R. F. 2001).

Bu ifade, Dor nizamı tapınaklarda, sütun başlıklarının, volkanın çanak şeklinde dışa doğru açılan krater şeklindeki tasvirleriyle, Korinth nizamında, patlamadan sonra ortaya çıktıkları bilinen yeni kaynak ve pınarlar gibi, hayat bulan doğada açan çiçekleri betimleyen lotüs ve palmet motiflerinin adeta kabarıp taştığı bir sepete benzeyen Korinth başlıklarında biçimlenmiştir. Dolayısıyla, hangi nizamda olursa olsun, Antik tapınaklarda, Gökkubbe’nin temsil edildiği açık olan alınlıklardaki tanrı ve tanrıçalarla ilgili mitolojik sahnelerin, sembolik Hayat Ağacı’nı temsil ettikleri kuşkusuz olan bu sütun ve sütun başlıklarının üzerinde kurulu oluşu, son derece ilgi çekicidir. Hele, gündüzleri doğal ışık kaynağı olan Güneş’in, bu tapınakların hemen üstünde yer alan görüntüsü düşünüldüğünde . 

Townsend’in Teocalli (kutsal ev) olarak niteleyip, olasılıkla bir kral tahtı dediği üzeri rölyeflerle süslü taş eser son derece dikkat çekicidir. Cepheden, Asya’da da örnekleri görülen basamaklı piramidal yapılara benzeyen eserin, öndeki basamakların iki yanında iki sütun

 

a. Townsend’in, Teocalli (kutsal ev) olarak niteleyip, olasılıkla I. Motecuhzoma’ya ait taht. B. aynı tahtın çizimi (Townsend, R. F. 2001).

 

tasvir edilmiştir. Soldaki sütunun orta kısmındaki kare çerçeve içinde, evrenin başladığı mitolojik tarihe işaret eden “1 Tavşan” işareti;[100] sağdaki sütunun yine aynı yerinde Motecuhzoma’nın taç giydiği 2 Kamış (1502) yılı gösterilmiş. Bu çerçevede taht, büyük olasılıkla bu krala ait olmalıdır. Aztekler, yılların yanlarına bir takım işaretler ekleyerek bunları sembolize etmişlerdir. Ancak, bu sembollerin Hayat Ağacı’na benzemesi dikkat çekicidir; yanlarda zikzaklar oluşturan dört parçalı yatay bir desen, buradan yukarısını sütun başlığı şekilde nitelenmesine neden olmaktadır. Her iki sütun başlığının üzerlerinin sepet ve çiçek motifleri şeklindeki tezyin, bizlere Korinth nizamı sütun başlıklarını hatırlatır gibidir; eserin en üst ve arka kısmında, ortadaki Güneş Diski’nin sol yanında, ayakta, başında sinekkuşu başlıklı, sağ ayağı Ateş yılanı biçimli, tanrılaştırılmış kahraman Huitzilopochtli, sağda ise tlatoani I. Motecuhzoma tasvir edilmiştir. 

Eseri genel olarak irdelediğimizde, Antik tapınaklarla, Asya’da doğan piramitler arasında bir bağ kurmamız olasıdır. Burada da, Gökkubbe sütunlar üzerinde taşınmakta, piramit basamaklarından iki yanında tanrılaştırılmış kahraman ve kral olan kişilerin tasvir edildiği Güneş’e, basamaklardan çıkılarak ulaşılmaktadır. Güneş’in solundaki figürün sağ ayağına sarılı Ateş yılanı, bizlere eserin kaynağı hakkında bilgi vermesi yönünden önemlidir.  

Güneydoğu Asya kültürlerinde gerçekleştirilen şenliklere hakim unsur, ağzından ateş fışkırtan ejder (yılan) sembolüdür. Bu tip tasvirler büyük olasılıkla, bir volkanın kraterine ulaşmadan önce, yanardağın içinde kıvrımlar halinde uzanıp bacalar oluşturan yapıdan kaynaklanmış olmalıdır. Yılankavi kıvrımların içinde kor halindeki lâvlar, ejderin ağzından çıkan ateş olarak sembolleştirilmiştir. Daha çok Kore, Çin, Tayland, Birmanya, Laos, Malezya Japonya, Filipinler ve Borneo’da da kutlanan şenliklerde görülen “ejder” sembolünün kaynağı, İÖ 4000-3500’lerde, Uzak Doğu’da yaşanan tektonik olaylar ve ardından oluşan Nuh tufanı felaketleridir. 

 

 

Karakol Altay’da bir duvar dendriti’sinde

tespit edilen tavşan kulaklı, sırtı tüylerle süslü ve

kuyruklu şaman tasviri.

(http://vm.kemsu,ru/enindex.html).

  

Eserdeki “1 Tavşan” yılını gösterir işaretle, Kırgızistan’da, Karakol Altay’da bulunan tavşan kulaklı, sırt, kol ve ayakları kuş tüyleriyle süslü, kuyruklu bir posta bürünmüş figür arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Buradaki yıl kutlamalarının yeni yıl ya da bahar şenlikleri, yani yılın gündönümü ve ekinoks dönemleriyle ilgili olduğu ileri sürülebilir görünmektedir.[101] 

Sorun, tüm betimlemelerin, olayın üzerinden geçen binlerce yıl sonrasında, kaynakta oluşmuş olaylardan haberdar olarak mı, yoksa içgüdüsel ve geleneksel dürtülerden yola çıkarak mı yaratılmış olduğudur. Bize göre, günümüze dek çeşitli destan ya da mitoslarla ulaşmış olan bu olaylarda kuşkusuz gerçek payı çok yüksektir. Mayalara ait bir Chilam Balam kitabından alınan şiirin, o gün olan gerçekleri anlattığı kanısındayız. Şiirde şöyle deniyor:

 

 

 

 

“Doya doya yenecek aşları,

 Kana kana içilecek suları vardı.[102]

 Ama o gün, toz duman sardı her yanı,

 O gün, soldu sarardı toprak,[103]

 O gün, bir bulut çöktü tepesine,[104]

 O gün, bir dağ geldi üzerine,[105]

 O gün, güçlü adamın eline geçti toprak.

 O gün, tütmez oldu bacalar,

 O gün, dalından koparıldı körpe yapraklar,

 O gün, ölüme kapandı gözler,[106]

 O gün, üç işaret belirdi ağaçta,[107]

 O gün, üç nesil asıldı oracıkta,

 İşte o gün, baş koydular savaşa[108]

 Ve dağıldılar dip bucak ormanlar arasına.

 İşte o gün, baş koydular savaşa

 Ve dağıldılar dip bucak ormanlar arasına”.[109]

 


 

[1]Antik Anadolu İon ve Yunan kültürlerinde, agoranın yanında inşa edilen praitorion’lar, sitenin yönetim örgütünün toplandığı yerlerdi; Gyllius tarafından Yunanca olarak verilen bir dizede, yapının adı “praitorion”

olarak geçmektedir: Gyllius, P. (1997) İstanbul’un Tarihi Eserleri, Çev. E. Özbayoğlu, Eren Yayıncılık, İstanbul, s.126; Kaynaklarda, Lâtince olarak Prytaneum, Prytaneium olarak geçmektedir: Sözen, M.; Tanyeli, U., Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, (2003) Remzi Kitabevi, İstanbul, s.196; Saltuk, S. (1990) Arkeoloji

Sözlüğü, İnkilâp Kitabevi, İstanbul, s.127; Bazı arkeologlar Atina Praitorionu’nun tholos planında olduğunu söylemektelerse de bu savı bazıları reddetmektedirler.  Priene’deki praitorion, Ekklesiasterion’un  “C” sağında “D” harfiyle kodlu olarak gösterilmiştir: Robertson, D. S. (1969) Greek And  Roman Architecture, Cambridge University Press, London, s.388, Fig.84.

[2] Mayalar’a ait bir Chilam Balam kitabından: Coe, M. D. (2002) Mayalar, Çev. M. Özdemir, Arkadaş Yayınevi, Ankara, s.1.

[3] Müller-Wiener (1998) İstanbul’un Tarihsel Topografyası, Çev. Ü. Sayın, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, s.86.

[4] Düzgüner, F. (2006) “Ayasofya’nın Mimarisi ve Kubbesinin Tanımı”, mimar.ist. Sayı: 19, s.89-95.

[5] İspanyol rahipleri başlıca Aztek rahiplerini toplantıya çağırıp eski dinlerini terk etmeleri gerektiğini bildirdiğinde, Aztek başrahibinin verdiği yanıt için Bkz.: Townsend, R. F. (2001) Aztekler, Çev. M. Özdemir,

Arkadaş Yayınevi, Ankara, s.116, 117.

[6] Bu güzel makaleyi dilimize kazandıran Sn. Kemal Menemencioğlu’na teşekkürlerimizi sunmayı bir borç

biliriz: Sarangerel Odigan (Julie Stewart), Golomt Center for Shamanist Studies, Ulaanbaatar, Mongolia, Çev. K. Menemencioğlu-Translation Copyright © 2003 hermetics.org (www.hermetics.org/samanizm.html-94k).

[7] kerdi : Kâşgarlı Mahmûd (2005) Divânü Lugâti’t-Türk, Çev. Uy. Düz. S. Erdi-S. T. Yurteser, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, s.305; Germek: ML./VII, s.522; Yurt: Kâşgarlı Mahmûd, bu kjelimeyi “harabe halindeki eski

yerleşimler” olarak açıklamaktadır: Kâşgarlı Mahmûd, a.g.e., s.713.

[8] Toroo: Ön Asya kültürlerinde “Hayat Ağacı”.

[9] Bu konuda, Üçüncü Zaman’da Moğolistan ve Doğu Çin’de Yen-Men, Datong Jingbohu, Longang ve Kuandian tektonik alanlarındaki volkanik faaliyetlerle, Alp-Himalaya doğrultusunda yaşanan çökme ve yükselmeler yanında, Dördüncü zamanda da bir süre devam etmiş olan, Büyük Okyanustaki, Avrupa’dakine benzer büyük

çöküntüler göz önüne tutulmalıdır: Volcanology, Geochemistry and Petrology [V]-Magmatic Processes Around the Pacific Region, H. Lee, Department of Geosciences, National Taiwan University;  M. F. Chu,Department   of Geosciences, National Taiwan University:

(www.agu.org/meetings/wp04/wp04-sessions/wp04_V32A.html-17k).

[10] “Ger” , volkan yapısı ve “Toroo-Hayat Ağacı” karşılaştırması için Bkz.: Büyük Dünya Atlası, Arkın Kitabevi, İstanbul 1985, s.22.

[11] Discovering East-Java: BROMO Mountain; Page 1 of 4: (www.eastjava.com/books/discovery/htm/bromo.html-9k).

[12] Kâşgarlı Mahmûd, a.g.e., Harita (arka kapak içi).

[13] Erhat, A. (2002) Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, s.24; Kharon: Erhat, a.g.e., s.173, 174.

[14] Pao-Chen Chen (1987)“The Goddess of the Lo River”: A Study of Early Chinise Narrative Handscrolls”, Ph. D. Dissertation, Princeton University, chapter 2, s.53-109. Çin mitolojisinde, Lo nehrinin tanrıçası Yunus balığıydı.

[15] Bölge ve harita hakkında genel bilgi için bkz. Sergey G. Agacanov, Oğuzlar, Selenge Yayınları, İstanbul , 2004, s.52 vd.

[16] Sicista, Yunancada karşılığı Sminthus, yani sıçrayarak koşan fareler olabilir. ML./XVIII,44, 163.

[17] İran’ın kuzeyinde, Hazar denizi kıyılarını kaplayan Geylan’ın dağlık bölgeleri ve burada yaşayan kavmin adı. ML./V,279.

[18] İran’ın Mazenderan eyaletinin eski adı. ML./XVIII,566.

[19] Eski Arabistan. İran’da bölge ve eski il. Irak sınırı kenarında Mezopotamya ovası ve Güney Zagros’a  uzanarak, İran körfezine açılır. ML./IX,245.

[20] Bugün Sudan sınırları içindeki Nil’in 5. çavlanında, Berber kenti kastediliyor olmalıdır. Bu kent, gerçekten Çad’ın doğusunda kalmaktadır.

[21] Kâşgarlı Mahmûd’un, Berber kentiyle Etiyopya ve Çad’lılardan bahsederken “zenci” kelimesini kullanmamış olması dikkat çekicidir.

[22] Afrikanın Mısır, Çad ve Etiyopya haricinde kalan güney bölgeleri kastedilmiş olmalıdır:

[23] Koy>revan, yani yola ya da yürümeye koyulmak anlamındaki kelime, buradaki Berberi’lerin, İddia edildiği  gibi, Atlas Okyanusu’ndan gemilerle değil, Nübye’daki Berber kentinden yürüyerek buraya ulaştıklarına  işaret etmektedir. Tunus “sırt”ını meydana getiren dağlarla, tuzlu sebhalar arasında uzanan bozkır görünüşlü ovadaki, il idare merkezi kent. ML./XI,106. Berberiler hakkında yaklaşık benzer görüş için bkz. ML./III,114, 115.

[24] Anadolu’da kullanılan “Yunan” adı, büyük olasılıkla, kökenleri “Yunnan”a dayalı olan bu halkın, nereden  geldiklerinin Antik Anadolu halkı tarafından bilinmesi nedeniyle kullanılmış olabilir. Antik dönemlerden günümüze miras kalan bu adın Yunanlıların bu adı, Yunanlılar tarafından yadsınması, onların Asya kökenlerini inkar etmeleriyle ilişkili olmalıdır.

[25] Chavannes, a.g.e., Böl. XII-458.

[26] Chavannes, a.g.e., s.83, Böl. XII-516.

[27] Chavannes, a.g.e., Böl.II-351, 474.

[28] Kâşgarlı Mahnûd, eserindeki denizleri, yönlere göre belirtmiştir. Örneğin Japon denizinin Asya kıyıları  batıya  ve içe doğru bir yay oluşturmaktadır. Sarıdeniz, aynı şekilde biraz kuzey batıya doğru yay çizerken, Doğu Çin denizi doğuya doğru bir yay oluşturmaktadır. Bengal körfezine genel olarak bakacak olursak, Kâşgarlı gibi onu, tepe noktası kuzeye uzanan bir üçgene benzetebiliriz.

[29] Sır-ı Derya. Chavannes, a.g.e., s.162.

[30] Chavannes, a.g.e., Böl. XII-544.

[31] Chavannes, a.g.e., s.232.

[32] Chavannes, a.g.e., XII, 541.

[33] Chavannes, a.g.e., s.114.

[34] Chavannes, a.g.e. Böl. XII-540.

[35] Chavannes, a.g.e., s.143, 195.

[36] Chavannes, a.g.e., s.121.

[37] Chavannes, a.g.e., s. 88, 140, 195.

[38] Chavannes, a.g.e., s.132.

[39] ML./V,279.

[40] ML./VIII,423, 424.

[41] Herodotos’un, eserinde “Herakles direkleri” olarak geçen direkler, büyük olasılıkla, gücü nedeniyle göğe doğru ancak onun dikebileceği farzedilen, Hayat Ağacı’na ait bu direkler, yani Baobab ağaçları olmalıdır: Herodotos (1991) Herodot Tarihi, Çev  Müntekim Ekmen, Remzi Kitabevi, İstanbul, s.I/203, II/33, IV/8, 42, 43, 152, 181, 185, 196, VIII/132.

[42] Bu ayin biçimsel olarak ve genel anlamda, günümüzde de devam edegelen Mevlevi ayinlerini hatırlatmaktadır.

[43] Taştan oyulmuş bir Maya totemi için Bkz.: Coe, M. D. a.g.e., s.120, 121, Fig.64.

[44] Erhat, a.g.e., s.254-257; Freud, S. (1999) Dinin Kökenleri, Çev. S. Budak, Öteki Yayınevi, Ankara, s.236, 237.

[45] Kansu, Şevket A. (1946) İnsanlığın Kaynakları ve İlk Medeniyetler, C.I, Türk Tarik Kurumu Yayınları, Ankara, s.94, 95.

[46]  Ansikl. Miner. Aşıboyası doğal mineral pigmentidir. Sarı veya kırmızı renkte, ham veya kireçleşmiş şekilde bulunur. Bir miktar hidratlı demir oksidin, hidratlı aliminyum oksit ve silisin iyi belirlenmemiş karışımı üzerine etkimesinden ileri gelir. Aşıboyasında bulunan demir hidroksit oranı sabit değildir; ayrıca bu hidroksit değişik oranlarda kırmızı demir oksidiyle hattâ manganez oksidiyle karıştırılabilir. Bunun sonucu, aşıboyası kırmızı rengini kaybederek kızılımsı sarı veya koyu kahverengi bir renk alır, ML./II,217.

[47]  Mayalarda Venüs gezegeni için Bkz.: Coe, büyük olasılıkla Doğu ve Güneydoğu Asya kökenli olduğu gerek rölyef ve heykelleri ve gerekse mitolojileriyle açık olan Maya kültürünü Mısır kültürüne bağlamaktadır (?); Coe’nin kitabında, s.24 teki “X” numaralı figürle, buradaki figürü karşılaştırınız:  Coe, M. D., a.g.e., s.200, 214-217, Fig.137, 146e.

[48] Aslı, Anadolu Kymeli (Aeolis- Aliağa yakınında Namurtköy) babadan olan Hesiodos’a göre, Anadolu İon  mitosunda “Yaşlı Adam” , Deniz İhtiyarı olarak da anılan Dioysios’tur.: ML./XII, 157; Hesiodos, yine bir Anadolulu (Karia-Hierapolis ) Homeros’la birlikte Anadolu İon mitolojisinin yaratıcısıdır: ML./IX, 19; Deniz İhtiyarı: Gyllius, P. (2000) İstanbul Boğazı, Çev. E. Özbayoğlu, Eren Yayıncılık, İstanbul, s.125.

[49] Turkish Handwoven Carpets, cat. No:3, Ankara 1990.

[50] Akçokraklı O.;  Otar, İ. (1996) Kırım’da Tatar Damgaları, (Yay. Haz. Ü. Sel), Ankara 1996, s.36; Prof. Dr. Sadık Tural, Başbakanlık, Atatürk Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara; daha geniş bilgi için Bkz: (www.akmb.gov.tr/turkce/books/aris4web/halinin%20islevinin%20ozel%20bir%20göstergesi.htm-82k).  

[51] Erhat, a.g.e., s.248.

[52] Azteklerde Ateş tapınak ve törenleri için Bkz.:  Townsend, R. F., a.g.e., s.138-140, Fig.63, 77; Azteklerde Huixachtlan Ateş tapınağındaki ocakla, bir Sasani seramiğindeki Ateş ocağı karşılaştırması için Bkz.: ML./II,258.

[53] Gyllius, P. a.g.e., IV/II, s.175, 176; Düzgüner, F. (2006) “İstanbul’da Güneş’in (Helios) Sarayı: Boukoleon”, Arkeoloji ve Sanat Dergisi, Say: 121, s.76.

[54] Erhat, A. a.g.e., s.75.

[55] Günümüz’de Çin sınırları içinde kalan, Xi’an’ın 140 kilometre güney batısında bulunan Büyük Beyaz  Piramit’le  (Great White Pyramide) çevresindeki pek çok piramit. Büyük Beyaz Piramit, 300 m yüksekliğiyle Dünya’nın en yüksek piramitidir.

[56] Kansu, Ş. A. a.g.e., s.95.

[57] Dendriti, Dionysos’un Dendritis (Dionysos Dendritis) ünvanıyla bağlantılı olarak, Asya’daki petrogliflerin en eski adıdır.

[58] Sözen, M. ; Tanyeli, U. a.g.e., s.196; Saltuk, a.g.e., s.127.

[59] Goryachev, A. A. ;  Mariyashev,  A. N. “Petrogliphs of Semirechye”, goryachev@tourkz.com Anadolu’da keşfedilen bazı dendriti’ler (kaya resimleri) için Bkz.: Belli, O. (2005) “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Yeni Keşifler: Sinek Çayı Kayaaltı Sığınağı Resimleri”, Arkeoloji ve Sanat Dergisi, Sayı: 121, s.1-16; Belli, O. (2006) “Kağızman-Karaboncuk’ta Tarihöncesi Dönem’e Ait Kayaüstü Resimleri”, Arkeoloji ve Sanat Dergisi, Sayı: 121, s.1-10.

[60] Düzgüner, F. (2004) İustinianus Dönemi’nde İstanbul’da Yapılar, Procopius’un Birinci Kitabının Analizi, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, s. xv, 62, 73, Fig.2, 36, 61; Düzgüner, F. (2006) mimar.ist, Sayı: 19, s.89-95.

[61] ML./XV,125.

[62] ML./II.258.

[63] Moğollarda ve Türklerde (Anadolu’da hâlâ devam eden bir gelenektir) ateşe işeme yasağı ya da günahı, on binlerce yıldır süren mitolojik gerçeğin bir yansımasıdır: Freud, S. (1999) Dinin Kökenleri, Öteki Yayınevi, Ankara, s.235-241.

[64] Düzgüner, F. IDİY-PBKA, Fig.2, 36, 40, 61, 68; Düzgüner, F. (2005) mimar.ist. Sayı: 19, s.89-95.

[65] Düzgüner, F. a.g.e., Fig.62; Kubbe altı etrafında yer alan mekânların sayıları sekizi bulan , Oktogonon (Byzantion’daki Zeus Hippios tapınağı) yapı  planıyla, Historia Toltece Chichimeca resmindeki orta mekân ve etrafındaki yedi mağarayı karşılaştırınız.

[66] Peccatori, S. ; Zuffi, S. (2000) Art Book, Michelangelo, Çev. Cemal Kaan Emek, Dost Kitabevi Yayınları, İstanbul, s.114, 115.

[67] Townsend, R. F., a.g.e., s.7, dn.

[68] Townsend, R. F., a.g.e., s.32, Fig.15.

[69] Antik Anadolu ve Yunan’da, askeri pelerin.

[70] Townsend, R. F., a.g.e., s.38, 39, Fig.17, 18.

[71] Townsend, R. F., a.g.e., s.98, Fig.47.

[72] Townsend, R. F., a.g.e., s.171, Fig.108.

[73] Townsend, R. F., a.g.e., s.171, Fig.108.

[74] Hoang-Ho’nun (Sarı nehir) mitolojideki yeri ve Çin’deki Hongshan, Zhaobaogou, Shandong, Yangshao, Dawenkou ve Liangzhu Neolitik-Kalkolitik kültürlerinin yerleri için Bkz. Düzgüner, F. (2008) “Yurt ve Piramit Mimarisinin Kökeni: Yangshao Kültürü”, mimar.ist, Sayı: 28, s.104, 105.

[75] Townsend, R. F., a.g.e., s.60, Fig.34.

[76] Townsend, R. F. a.g.e., s.60, 62.

[77] M= Mağara. I-VII, mağara numaralarını sembolize etmektedir.

[78] ML./ XIX.266.

[79] Homeros, Polyphemos’tan bahsederken: “...bir sürü doruk arasından tek başına sivrilmiş...mağaralarda otururdu onlar, rüzgarlı tepelerde” demekte ve çok tepeli dağlar arasında sivrilen yüce bir dağdan bahsetmektedir. Oturdukları mağaralar, çok tepeli Tepegöz, yani volkanın ta kendisidir. Homeros, koca dağın gözü olarak yakıştırır volkanın ağzını, yanardağa. Bu nedenle de “Polyphemos”tur. Homeros, Odysseia, IX.193, 400. Erkeklerin miğferlerideki kabartmaları, daha çok Polyphemos’a, kadınlardakini de Polymastos’a benzetip, metin içinde o şekilde değindik. Polymastos. Artemis’in çok memeli tasvirleri.  Erhat, a.g.e., s.60.

[80] Benzer bir adetin, Mısırlılarda da olduğunu, Herodotos’tan öğreniyoruz. Herodotos, a.g.e., II.30.

[81] Herodotos Mısır ve Kolkhis’liler için şöyle söylüyor: “Kolkhis’liler, besbelli, Mısırlıdırlar”. Tarihçi bunu, Kolkhis’lilerin Mısırlıları, Mısırlıların Kolkhis’lileri hatırlamalarından daha çok hatırlamalarına; İnsanlar arasında yalnız Kolkhis’liler, Mısırlılar ve Etiyopya’lıların sünnet ettirilmelerine; her iki ırkın da keteni aynı biçimde işleyip, yaşam ve dillerinin birbirlerine olan benzerliklerine dayandırmaktadır. Bu durum, Kolkhis’lilerin ve dinlerinin ana kaynağını Mısır ve Etiyopya’ya, daha da ötesi, Uzak Doğu’da en geç Tokar Türklerine kadar götürür. Herodotos, a.g.e., II.104, 105. ML./XI.384.

[82] (Esk. trk. K.) Cehennem. ML./XIX,39.

[83] Anadolu  veYunan mitolojisinde Marduk’un temsilcisi olan Apollon Karneios için Bkz. Düzgüner, F. mimar.ist, Sayı: 28, s.102.  Marduk’un tetiklediği Asya’daki Magog (Yecüc) fay merkezi için Bkz. Düzgüner, F. a.g.e., s. 102.

[84] Bugünkü Hoang-Ho nehri (Sarı nehir).

[85] Nahıl= Nahil (yeni). ANSİKL. Folk. Boyları bazan 18-20 m’yi bulan demirden bir iskeletin üzeri,  balmumundan insan, hayvan şekilleri, meyveler, çiçekler, değerli taşlar, klaptan sırma, yaldızlı kağıt ve  parlak tellerle süslenirdi. Bazı kaynaklar, Eski Yunan’daki Dionysios ayinlerinde de nahil şeklinde bir süs aracının kullanıldığını bildirir.... Mumdan süsler, demir iskeletin kolları olan çengellere asılırdı. 200-300 kişi  tarafından ancak taşınabilirdi. Nahil’in bir yerden başka bir yere götürülmesine “Mum alması” denirdi..... ML. XIV, s.365.

[86] Kuban, a.g.e., s.261

[87] Yamyamlık Chou Adamı’ndan kalan bir adettir. Bu adetin İskitlerin (Skyth) Aral gölü civarındaki bir boyu olan Massaget’ler (Massagetai)  tarafından da devam ettirildiğini Herodotos’tan öğreniyoruz. Herodotos, a.g.e., I, 216.

[88] Delphoi’de, olasılıkla Praitorion olabilecek tholos planlı yapı (?): Schefold, K. (1967) Art Of The World-Classical Greece, Methuen & Co. Ltd., Holland, Pl.44;  Olasılıkla Praitorion olabilecek Roma’daki yuvarlak

tapınak (?): Robertson, D. S., a.g.e., Pl.Xa.

[89] Akurgal, E. (1969) Ancient Civilisations And Ruins Of Turkey, TTKB. Ankara, s.222- 230, Fig.83, 84,

Pl.68-71; Gruben, G. (1966) Die Tempel der Griechen, Hirmer Verlag, München, s.339-354, Abb.272-283.

[90] Prokopios (1994) İstanbul’da Iustinianus Dönemi’nde Yapılar, Çev. E. Özbayoğlu, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, s.39, 40, md.28.

[91] Prokopios, a.g.e., s. 40, 41, md.29; Düzgüner, F. (2005) “İstanbul Sultanahmet’te Bizans’ın Ünlü “Bakır Kapı”sı ve Iustinianus Sütunu”, mimar.ist. Sayı:17, s.85-89, Res.3, 4.

[92] Müller-Wiener, a.g.e., s.84-94, Res.66-76; Kuban, D. (2000) İstanbul Bir Kent Tarihi, Çev. Z. Rona, TETTVY., İstanbul, s.101-105.

[93] Düzgüner, F. İDİY-PBKA, s.19, 20, Fig.35, 40, 41, 81b.

[94] Robertson, D. S. a.g.e., s.58-61, Fig.23, Pl.IIb.

[95] Robertson, D. S. a.g.e., s.44, 90-105, Fig.18, 19, 40-47, Pl.Va-c.

[96] Robertson, D. S. a.g.e., s.69-89, Fig.17, 26-38, Pl.Iva, b.

[97] Robertson, D. S. a.g.e., s.203, 219, Fig.91, 94., 97, 98, Pl.IXa, c.

[98] Adanın batmadan önceki hali.

[99] Ev sembolleri yılları göstermesine karşın bu tasvirde, piramidin etrafında yer alan konutları, yani yerleşim alanını gösteriyor olabilir. Bkz. Townsend, R. F., a.g.e.,  s.135, Res. 75.

[100] Townsend, R. F., a.g.e., s.20, 169, Fig.4, 5, 106, 107; Coe, M. D., a.g.e., s.200, Fig.136.

[101] Coe, M. D., a.g.e., s.210, 211, Fig.136, 143.  

[102] Kritias’ta, ikinci ikizlerden ilk doğan  Mneseus. Endonezya adalarından Japon adalarına kadar uzanan adalar grubu. Platon (2001) Kritias, Çev. E. Güney; L. Ay, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 114a, b.

[103] Marduk gezegeninin (X gezegeni), Ordos’ta Yen Men’in üzerinden geçerken, yeryüzünde oluşturduğu tektonik felaketler.

[104] Marduk’un, dünya atmosferine sürtünüp kızgın hale gelmesiyle, Büyük Okyanus’un sularını buharlaştırıp, bölgede oluşturduğu yoğun sis ve bulutlar.

[105] Burada marduk, bir dağ olarak nitelendirilmiş.

[106] Erg nehrinde (Japon denizi, Sarı deniz, Kuzey Çin denizi, Güney Çin denizi) oluşan çöküntüler ve lamar (volkanik sel) akıntıları sırasında ölenler kastediliyor.

[107] Ağaçlarda beliren üç işaret, olasılıkla şunlar olmalıdır: 1. Kızgın hale gelmiş Marduk’un yaklaşmasıyla oluşturduğu kuvvetli rüzgardan savrulan ağaç yaprakları; 2. Kızgın sıcaktan kavrulan ağaç gövdeleri; 3. Kuruyan ağaç gövdelerinin kolayca ateş alıp yanmaları (?).

[108] Buradaki “savaş” deyimi, yaşam savaşı olmalıdır.

[109] Coe, M. D., a.g.e., s.1.

[Ana Sayfa ][Yazılar