|Ana Sayfa | Yazılar | Alternatif Linkler | Doğa Linkleri | Yabancı Linkler |  

KİTAP KÖŞESİ 

 

Julian -  Dönek İmparator

 Yazan Gore Vidal

Çeviri : Ayşegül Demir - Ütopya Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2000.

Yıllar önce Gore Vidal'in Julian romanını İngilizce olarak büyük bir zevkle okumuştum. Dolayısıyla, piyasada bu mükemmel eserin Türkçe'sini gördüğümde onu Türk okurlarla paylaşma heyecan ve sevincini duydum. 

Yayıncı bu kitabı şöyle tanımlıyor: "Çağdaş Amerikan yazınının en önemli simaları arasında yer alan Vidal. "Dönek İmparator, Julian" (Julian, the Apostate) romanını kitabın sonunda verilmiş olan kaynakçadan yararlanarak dönemin gerçekliğine ve kahramanının gerçek yaşam öyküsüne bağlı kalma özeni içinde yazmıştır. Kitabın kahramanı her ne kadar bir dördüncü yüzyıl Roma İmparatoru olsa da, olayların aktarımı çağdaş dünyamızın sorunları üzerine düşünmemizi sağlayacak bir bakış içermektedir. Olayların esas olarak Anadolu toprakları üzerinde geçiyor olması (Kapadokya, İstanbul, İzmit, Bergama, Antakya gibi...) ; Türk okurun, kitabı özel dikkatle okumasını, eski Anadolu yaşantısı ve dini  inançlar, din felsefesi ve dinler tarihi konularında yeniden düşünmesini sağlayacaktır kanısındayız..."  

Türkçe tercümede bulunmayan yazarın önsözünde şöyle yazıyor: "Her ne kadar bir tarih kitabı değil de bir roman yazdıysam da, gerçeklere sadık olmaya çabaladım... Julian her zaman Avrupa'da bir tür yer altı kahramanı olmuştur. Onun Hıristiyanlığı durdurup Helenizm'i yeniden diriltme gayretlerinin halen romantik bir çekiciliği vardır ve zaman zaman adı tuhaf yerlerde anılmakta, özellikle Rönesans çağında ve on dokuzuncu  asırda. Hiç beklenmedik İKİ kişi, Lorenzo de Medici ve Henrik İbsen onun hakkında piyes yazdılar. Ancak, Julian'ın olağandışı macera dolu yaşamı dışında, dördüncü asır da halen ilgi çekiciliğini korumaktadır. Julian'ın amcası Büyük Konstantin'in tahta geçişi ve Julian'ın 32 yaşında ölümü arasında geçen 50 yıl zarfında Hıristiyanlık resmi bir din olarak kurulmuştur. İyi veya Kötü de olsa, bugün biz bu sürecin ürünüyüz... Julian'ın ünlü son sözleri "Sonunda sen kazandın Galilealı [İsa]" boşuna arayan okurları uyarmam gerekir, bu sözler ağzından çıkmadı. Julian'dan yüzyıl sonra yaşayan Theodoret bu sözleri yaşam öyküsüne eklemiştir..." 

Ayrıca Gore Vidal Julian romanının özel İngilizce baskısındaki özel mesajda şöyle yazıyor: "Janiclulum'da Amerikan Akademinin Klasik kütüphanesine daha yakın olabilmek üzere Roma'ya taşındım [1959]. Via Giula'daki karanlık dairemde "Julian" yazıldı ve 1964 yılında basıldı...  Bu olağandışı genç adam konusunda ilgim okudukça artmıştı. O çelişki ve sürprizlerle doluydu. Asil bir kitap kurdu olduğu halde, Julius Sezar'dan sonra en büyük Romalı generaldi. Dini açıdan ihtiraslıydı ve Hıristiyanlığı reddedip yerine o zamanlar dahi az taraftarı olan Yeni-Platonculuğu tercih etmişti..."

Bu romanda dördüncü asırdaki Bizans saray entrikaları, saraydaki harem ve harem ağalarını okurken Osmanlı hanedanının ne denli Bizans tarafından etkilendiğini, adeta onun devamı olduğunu düşündüm. Bütün bu senaryo içerisinde bir pagan inisiyesi ve filozofu olan Julian nispeten aydın, uygar, dürüst, cesur ve temiz gözükmekte. Kimliğini saklayarak saraya giren Julian oradaki rezaletlere şahit olmuştu ve derhal haremi ortadan kaldırmıştı. Ancak diğer reformları gibi bu da kısa ömrü ile sınırlı kalmıştı.

Bu kitapta Julian'a "Dönek İmparator" olarak hitap edilmektedir. Aslında İngilizce'de "the Apostate" dinden dönenen anlamına gelir. Julian bir Hıristiyan olarak yetiştirilir, ancak daha sonra Maximus  tarafından Efesüs'te pagan misterlere inisiye edilir ve yaşamı değişir. Kitap daha ilk sayfalarda sürükleyerek büyülüyor ve unutulmaz olaylar aktarıyor. Bu sayfalarda Hıristiyanlığın yayılması ile hoşgörülüğün kalkması, felsefe ve bilim okullarının kapatılması, kitapların yakılması ve uygarlığın yavaş yavaş bir karanlık çağa doğru sürüklenişi aktarılıyor.  Bu senaryo ortasında olağanüstü bir kişiliğe sahip Julian, bütün bunları berrak zihniyle algılıyor, tahrip edilmeye çalışılan değerlere, kadim bilgelik öğretilerine sahip çıkıp tarihin akışını değiştirmeye çalışıyor. Kitabın sonunda Julian kendisine adeta tapan askerleriyle birlikte ön cephede İran hudutlarında savaşırken ölüyor, yediği mızrak düşmandan değil kendi saflarından. Daha sonra onun sürekli yanında bulunan Hıristiyan uşağı, arkadaşlarına Julian'ı nasıl sevdiğini ve taktir ettiğini,  Julian'ın Hıristiyanlara kıyasla daha aziz, daha erdemli ve asil gözükerek onları utandırmakta olduğunu, ancak ruhunun ve imparatorluğun selameti için Julian'ı öldürmek zorunda kaldığını aktarır. 

Julian ölen bir çağın son temsilcisi ve kalesiydi. Çarklar dönüyor ve olgunluğa erişmekte olan Koç Çağı sona eriyor, genç Balık Çağı yavaş yavaş yerleşiyordu. Kitabı okurken insan bunu hissediyor. Doğu Roma imparatorluğun imparatoru Julian İskender'in kurduğu Batı Doğu sentezi Hellenistik çağın mirasçıydı. Latin kökenli Batı Roma imparatorluğu dejenerasyona uğramış ve her haliyle çökmekteydi. Oysa Grekler ve Anadolulular kanlı oyunlar yerine tiyatro, şiir ve felsefe ile uğraşmaktaydı. Julian'ın inisye olduğu Mitra kültü İran kökenli bir gizem okulu olması bu Batı Doğu sentezi vurgulamaktadır.      

Aslında bu kitap ayrıca 1970 yılında Cahit Üzel tarafından tercüme edilerek, E Yayınları tarafından "Hükümdar" olarak yayınlandı. Fazla ilgi toplamaması kitabın ne denli ülkemizle ilgili, ne denli güncel değerler taşıdığı, Julian'ın ne denli bir aydınlık savaşçısı olduğu ve romanın ne denli insancıl değerler taşıdığı, canlı ve ilgi çekici bir stilde yazıldığının belirtilmemesinden kaynaklanıyor.  Bunun haricinde Nezahat Baydur tarafından "İmparator Julianus" adında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarafından 1982 yılında yayınlanmış güzel  bir tarih kitabı da vardır. Ezoterik konulara yönelik olan bu sitemizde bu kitabı önermemizin bir sebebi de bazen satır arası da olsa pek çok ezoterik bağlantısı olmasıdır. Bu kitap hakkında biraz fikir vermek için, yayıncının itiraz etmeyeceği düşündüğüm aşağıdaki kitaptan alıntıyı aktarıyorum. Bu metin Julian'ı inisye eden majisyen ve inisiye Maximus ile tanışmasını anlatıyor:

…"Ben Konstantin'in soyundan gelen Julian'ım" dedim.
"Bende Tanrıların soyundan gelen Maximus"

[Maximus:]"Demek ki Galilelilerin [Hıristiyanların] söylediklerindeki tutarsızlıkları biliyorsun?"
"Peki Helenizmin tutarsızlıkları?"
"Efsanelerimizde anlatılanların çelişik olduğu doğrudur. Fakat zaten efsanelerin kelimesi kelimesine doğru olduklarını düşünmeyiz. Bunlar Tanrıların şifreler halinde gönderdikleri mesajlardır. Tanrılar, Tek'in farklı yüzlerini temsil ederler. Biz bu şifreleri çözmek zorundayız. Şifreleri bazen doğru, bazen yanlış çözüyoruz. Hıristiyanlar Nasıralı [İsa] hakkındaki gerçeklerin anlatıldığı kitabı onun ölümünden çok sonra yazdılar. Bu kitabı sonradan utanç verici buldular. O yüzden sürekli değiştiriyorlar. Örneğin İsa'nın Tanrı olduğunu söyleyen bir tek kelime yok..."

"Gerçeği bilmek istiyorum"
Tuhaf bir ruh hali içindeydim. Meşalelerden yükselen duman odayı tamamen kaplamıştı. Bir sis perdesinin ardından görünen her şey gerçek dışılık yanılgısı oluşturmaktaydı beynimde. Aniden dağ yarılıp güneş üstümüzde parlamaya başlasa şaşırmazdım. Fakat o gün, Maximus'un mucizeler göstermeye niyeti yoktu. Davranışları derin felsefi konuları tartışan sıradan bir öğretmenin davranışlarını andırmaktaydı.
"Hiç kimse, bir başkasına gerçeğin ne olduğunu söyleyemez. Gerçek çevremizde bizi kuşatmış durmaktadır. Onu bulmak için kendi yolumuzu kullanmak zorundayız. Eflatun gerçeğin bir parçasıdır, Homeros da öyle. Yahudilerin Tanrısını da kibrini görmezden gelerek gerçeğin bir parçası sayabiliriz. Gerçek insanin ilahi olanı duyumsadığı her yerdedir. Bizi uyanışa mucizelerin götürebileceği gibi şiir de götürebilir. Ya da hiç bunlara gerek kalmaz; sırf Tanrılar öyle istedikleri için gözlerimizin önündeki perde kalkar aniden ve gerçeği görürüz."

"Benim asıl korktuğum, gerçeğin ne olduğunu öğrenememek." 
"Gizli Mithras ayinlerine katılmaya hazır mısınız?" 
"Yol bu mu?" 
"Yollardan bir bu. Girmek isterseniz size kapıyı gösteririm. Fakat içeriye yalnız girmek zorundasınız. Kapıdan geçerken yanınızda olamam."
"Ardında ne var?"
"Ölümün ve yeniden dirilmenin ne olduğunu göreceksiniz."
"O halde benim öğretmenim ve rehberim olacaksınız Maximus."
"Elbette olacağım. Bu bizim kaderimiz. Karşılaşma anında söylediklerimi anımsıyor musunuz? İkimizin de başka seçeneği yok. Kader bizi buna zorluyor. Trajedinin sonuna kadar birlikte olacağız."
"Trajedi mi?"
"Yaşamın kendisi bir trajedidir. Sonunda hep acı ve ölüm vardır."
"Ya acıdan sonrası, Ölümden sonrası?"
"Mithras'in eşiğinden atladığınızda, trajedinin ve insani olmanın ötesine geçmenin, Tanrıyla bir olmanın ne olduğunu öğreneceksiniz."

Kemal Menemencioğlu