Canlı Bir Varlık Olarak Gea (Dünya)

Hazırlayan Cihan Başpınar

"Gönlünü, ne kadar büyük olursa olsun,
O görünmez nesneyle doldur.
Yüreğin mutluluktan dolup taşınca,
Ona istediğin adı ver;
Mutluluk, Sevgi, Gönül, Işık, Tanrı…
İsim gürültüden başka bir şey değildir.
Göklerin ihtişamını bizden gizleyen bir sistir…"

GOETHE

 

Gea yada genel adı ile Dünya Ana; yaşayan, canlı bir organizma olarak dünyanın kişiselleştirilmesidir. Bütün antik toplumlarda, onların efsane, inanış, gelenek ve düşünce yapılarında bir Toprak Ana fakat yaşayan bir Toprak Ana ifadesi buluruz. Buna ilaveten aynı özellikleri gösteren diğer kozmik ve doğal unsurlar da vardır. Örneğin yağmur, volkan, toprak, rüzgar, gezegenler ve güneş... bunların hepsine birer canlı, kendi fizik yapılarının yanında bir ruha sahip ve insandan daha gelişkin bir varlık gözüyle bakıyorlardı. Bunun içindir ki bu çeşit unsurların her birine bir Tanrı olarak bakılmış, ibadet edilmiş ve ilişki kurulmaya çalışılmıştır.

 

CANLILIK HAKKINDA

Canlılık nedir? Eğer şeylerin hareket etmesi bir canlılık belirtisiyse diyebiliriz ki mineraller, hücreler ve atom sürekli hareket etmektedir. O zaman cansız dediğimiz maddeler -örneğin kayalar- onu oluşturan birimlerin devamlı hareketi sonucu canlı olmaya hak kazanır. Bugün modern bilime dayanarak söyleyebiliriz ki mineraller hiç durmadan mükemmellik için hareket ediyorlar ve kristalleşmeye çalışıyorlar. Bitkiler ve hayvanlar için de durum böyledir. Kendi doğalarını kusursuz bir şekilde yaşıyorlar. Onlar için fikirlerin sonsuz seçeneği yoktur. Eğer kozmik düzendeki oluşuma bakılırsa kaostan düzene(theos) doğru bir hareket görülür. Madde, bitki, hayvan ve kozmik düzeni oluşturan zeka için çizgi bellidir ve ilerleme o yönde gerçekleştirilir. Bunun yanında insan için sonsuz seçenek var gibidir. Bir kısmı kozmik yasayı anlayıp theosa uygun davranırken bir kısmı da kaosa doğru yani bölünme ve düzensizleşmeye doğru hareket edebilir. Bu işleyiş bakımından birbirine zıttır ve amaçlar varoluşu belirler. Hayanlar için bireysel bir zeka yoktur bu onları ölü kılmaz ve yaratıcı, düzenleyici ve işletici zeka için zekanın en kusursuz kısmı işletilir. Bu da sürekli ve düzenli bir eylemi zorunlu kılar. Dünya sürekli döner, yer, yerüstü ve yer altı sürekli faaliyet halindedir, etki edildiğinde tepki verir.

İnsan dışındaki varlıklarda bilincin yada ruhun olup olmadığı merak konusudur ve genel kanı bir bilince sahip olmadıklarıdır. Bilinci oluşturan şeylere baktığımızda karşımıza çıkan, enerji ve biçimdir. David Boum’a “bir taş bilinçli midir” diye sorulmuş? O da, Evet bir taş bilinçlidir. Fakat bu tam anlamıyla insani bilinç değildir, tersine , çıkarıma göre “ enerji ve bilgi bilinci ortaya koyar”.

Eğer Eflatun’ un bahsettiği kozmolojiye incelersek şeylerin canlılığını Yasalar adlı kitabında şöyle belirtir;

1- Göksel varlıkları erimiş taş parçası sayıp, evrenin canı yokmuşçasına tanrılara, cinlere, atalara inanmamak.

2- Varlıklarına inanıp da işlerimizi onların yürüttüğüne inanmamak.

3- Her ikisine inanıp da, rüşvetle, adakla kandırılamayacaklarına, kötülüklerimize, erdemsizliklerimize göz yummayacaklarına inanmak.

 Evet, Eflatun’ un burada bahsettiği şey göksel olan hakikatin topluma tezahürüdür ancak bu burada incelenmeyecektir.

Dünyanın canlılığı hakkında, onun canlı olarak anlaşıldığı zamanlardaki mitlere doğru uzanmak bize bir fikir verebilir. Zira doğuda ve batıdaki yaradılış mitleri büyük benzerlikler barındırır.

 

MİTOLOJİLERDEKİ YARATIM

-KLASİK YUNAN MİTOLOJİSİNDE GEA

Gea Klasik Yunan geleneğinde en büyük tanrı olarak betimlenir. O Dünyayı temsil ederdi ve evrensel ana olarak kendisine tapınılırdı. Antik Yunanlıların yaradılış hikayesinde her şeyden önce kaos vardı. Kaos, boşluktan kütleden ve karışıklığın içindeki karanlıktan meydana geldikten sonra Dünya Gea’nın formunda vücut buldu. Ondan Gökyüzü Tanrısı Uranüs şeklinde yıldızlı gökyüzü fışkırdı. Ayrıca Gea’dan canlıların yaşanabilmesi için dağlar, denizler, ırmaklar ve ovalar çıktı. Gea hem ilk tanrıların hem de ilk insanların yaratıcısıdır ve her şeye kaynaklık etmesinden dolayı ilksel tanrıçadır.

-MAYA MİTOLOJİSİNDE DÜNYA’NIN YARATILIŞI

Qu’iche anlatılarına göre: Henüz insanlar ve hayvanlar yoktu, taşlar ve ağaçlar da yoktu. Sadece gökyüzü vardı. Yeryüzünün çehresi görünmüyordu ve sadece sakin deniz tüm enginliğiyle gökyüzünün altında uzanıyordu. Henüz yuvarlanan hiçbir şey yoktu , düzenlenmiş hiçbir şey, hiçbir ses yoktu gökyüzünün altında. Her şey gecenin ve karanlığın içinde sessiz ve hareketsizdi. Hurakan Tepeu K’ucumatz’ a geldi: birbirlerine ışık ve yaşam üstüne akıl danıştılar, döllenmenin ve aydınlığın nasıl olacağını ve tanrılara kimin muhafız ve rezzak olacağını tartıştılar.

Gerçekleşsin o zaman, hazırlanın! Su aksın ve boşalsın, böylece yeryüzü ortaya çıksın birleşsin ve yüzünü göstersin, bundan sonra tohumlar büyüsün, gökyüzü ve yeryüzü aydınlansın.

Gerek Yunan gerekse Maya mitosundaki yaratımda dikkati çeken, yaratım sırasındaki zihinsel tutumlarının benzerliğidir. Kaostan theosa geçiş ve bu evrimsel geçişin devam edişi.

 

ANTİK GELENEKLERDE CANLI DOĞA ANLAYIŞI

-HERMETİK GELENEK

“Geleneksel dünyada tabiat “düşünülmüyor” canlı ve kutsal bir vücutmuş gibi yaşanıyordu. Bu görülemeyenin görülebilir bir ifadesiydi. Onun etrafındaki bilgi, ilham, sezgi ve vizyonlarla veriliyor ve bugün anlamları kaybolan şeylere bağlı olan canlı sırlar gibi inisiyatik olarak yayılıyorlardı.”(1)

Canlı doğayla ilişki halindeki toplumlara bakıldığında bugünkünden farklı bir anlayışla karşılaşılır. Dağlar, ormanlar, denizler, toprak ve diğer canlılar bir bütünün hayati organları olarak algılanır. Bu işleyiş Hermesin Oğullarının söylediği bir ilahide daha açık bir şekilde görülür:

“Kainat, duama dikkat et.

Toprak, kendini aç.

Suların kütlesi bana açılsın.

Ağaçlar titremeyin.

Gökyüzü açılsın ve rüzgarlar sussun.

Bendeki tüm yetenekler, bütünü ve Biri kutsasınlar!”

Ve başka bir formül:

Gökyüzünün kapıları açıktır;

Yerin kapıları açıktır;

Akımın yolu açıktır;

Ruhum tüm tanrılar ve dehalar tarafından anlaşılmıştır;

Göğün- Yerin- Denizin- Akımların Ruhu tarafından.

Mısır’lı ermiş Hermes Trismagistus’ un öncüsü olduğu bu geleneğin prensipleri canlı doğa hakkındaki fikirlerimizi güçlendirebilir.

- Evren zihinseldir. Her şey zihinseldir.

- Gök nasılsa, yer öyledir.

- Her şey titreşmektedir. Hiçbir şey durağan değildir.

- Her şey dualdir, her şeyin iki kutbu vardır, her şeyin kendi zıttı vardır.

- Her şey akar ve akarak geri döner, her şeyin ilerleyiş ve geri dönüş dönemleri vardır, her şey alçalır ve yükselir, her şey bir sarkaç gibi hareket eder; sağa doğru hareket miktarı, sola doğru hareket miktarına eşittir. Ritm telafidir.

- Her sebebin bir etkisi vardır; her etkinin bir sebebi. Herşey yasaya uygun vuku bulur. Rastlantı, bilinmeyen bir yasaya verilen bir addan başka bir şey değildir.

- Üreme her taraftadır. Her şeyin bir eril bir dişil ilkesi vardır.

 

-ŞAMANİZM

Tarih içindeki bir başka sınırlı ifade de şamanizmdir. Bunu doğayla ilişki halindeki başka bir gelenek olduğu için inceledik. “Şamanlık gerçekte uygulamalı canlıcılık ya da canlıcılık pratiğidir. Çünkü doğa, tanrıları ve ruhlarıyla canlıdır ve Kozmos’un tüm bakış açıları birbirine bağlı olarak kavranabilir.-evren gerçekte bir enerji ağından, biçim ve titreşimden ibarettir- şaman farklı varlık düzeyleri arasında bir arabulucu olarak gereklidir.”(2)

Bu, birçok gelenekte bilinen yedili yapıyla ilgilidir. Bu bilgilere göre doğada yedi katlı bir titreşim planı vardır ve bu yapının içindeki her bir unsur bir varlık planına karşılık gelir. Duyuların algılayabildiği sadece bunlardan dördüdür. Mineral alem, bitkisel alem, hayvansal alem ve insanlık. Bundan başka insanında üstündeki üç evrim basmağı mevcuttur. Bunlar farklı medeniyetlerde farklı isimlerle anılsa da Yarı Tanrılar, Tanrılar ve Gezegensel Ruhlar olarak bilinirler. Antikte, bu bilgi o kadar kesindi ki Mısır’da , Grek’te, Hint’te, Keltler’de, Kuzey, Güney, Orta Amerika’da, Çin’de, Anadolu’da ve daha bir çoklarında bilinirdi. Eğer o zamanlarda bugünkü gibi ileri seviyedeki iletişim araçlarının olmadığını düşünecek olursak bu bulgulardaki birliktelik şans eseri olmadığı kesinlik kazanır. Bu birliktelik düşünsel eserlerinden ve mitlerinden çıkarılabilir.

“Şaman bilen ve anımsayan kişidir, yani, yaşamın ve ölümün gizemlerini anlayan biridir”(3) O, doğa ruhlarıyla, tanrılarla bağlı bulunduğu toplumun sorunları ve gereksinimlerini karşılamak için vasıta olur. Bunun için şeye kaynaklık eden ruha doğru yolculuk eder. Bir şamana bundan dolayı vecd ustası denir. “kapasitenin bu denli geniş olması nedeniyledir ki ruhlar arasında tehlikeyi göze alabilmekte ve toplumun iyiliği için elde ettiği gizli bilgilerle geri dönebilmektedir.”(4) Bir şaman bu konuda öyle ustadır ki Rus din adamlarının iyileşmek için Yakut Şamanlarına başvurduğu bilinmektedir.

Bu noktada bir başka şüphe de şamanın bir medyum olabileceği veya bu seyahatlerin sadece astral bir ilüzyon olduğu sanısıdır. Şüphe edilenin aksine, şaman girdiği manevi boyutun dışında pratik bir görev de üstlenir ve gerçekte şaman bir medyum değildir. Pozisyon olarak medyum edilgendir ve şaman etken. O, seyahat sırasında tam bir bilinçlilik halinde bulunur.

 

GÖKYÜZÜ VE YERYÜZÜ ARASINDAKİ BAĞLAR

 

-KOZMİK AĞAÇ VE KOZMİK DAĞ:

Antik kültürlerde ağaç evrenin, yasanın ve canlılığın sembolleştirilmelerinden biridir. Bu ağaç gökyüzünü (tanrılar ve ruhlar) yeryüzünü (insanlar) ve yeraltını (ölülerin dünyası) birbirine bağlar. Dikey bir şekilde figürüze edilir ve en temel olarak Tanrının kişiselleştirilmesidir. Bu kişiselleştirme, farklı medeniyetlerde dağ -Hint mitolojisinde Meru Dağı, Orta Doğu’ da Kaf Dağı- sütün veya heykel olarak farklılık gösterebilir, ancak burada özellikle ele aldığımız Kozmik Ağaç her şeyden önce canlılığın ve verimliliğin kaynağıdır. “ Periyodik olarak yenilenmesi ile ağaç canlının kutsal gücünü temsil eder.” (5) Döngüsel olması itibariyle tekrar doğumu ve canlılığı, çam gibi türler ise mevsimsel değişimlere uğramadığından Kozmik Yasayı ve onun cisimleşmesini temsil eder.

 

-HAYVANLAR:

Bir başka bağlantı biçimi de hayvanlar vasıtasıyladır. Onlar astral dünyanın net izlenimlerini sunarlar, kendi evrimlerini devam ettirirlerken aynı zamanda bağlı bulundukları Bütün yararına pratik sunularda bulunurlar. Doğadaki her bir varlık gibi diğerleri için fiziksel yaşam kaynağıdırlar ama aynı zamanda tanrıların betimlenişinde de rol oynarlar. Örneğin inek antik Hint ve Mısır’da Yaşayan Dünyanın simgesidir. Bilgelik Tanrısı Thoth habeş maymunu olarak temsil edilir. “Antik kayıtlara göre Osirisin tahtının yakınındaki Ateş gölünün yanında dört maymun oturur. Onlar ruhun bütün yakarışlarını dinlerler ve onu yargılarlar. Ruh ancak daha sonra Osirisin şehrine girebilirdi.” (6)

Antik dünyada hayvanlar erdemlerin sembolleşmesinde vasıta olurlardı.

Bugün bile insanlara niteliklerine göre bir hayvanla özdeşleştirilir fakat bu, genelde asıl özünden kopmuş bir nitelendirmedir. Bir şaman hayvanların kollektif ruhuyla ilişkiye geçebilir, bilgileri buradan alabilirdi. Bu doğayı doğanın içinden okuma sanatı olarak algılanırdı.

Şimdi, kurulan bu bağ doğrultusunda hayvanların temsil ettiği evrensel niteliklere bir göz atalım.

Vaşak: ilahilik, fiziksel duyuların gelişmesi, gizlerin ve gizemlerin koruyucusu.

Kobra: tanrıçaların bilgeliği, ruhun rehberi.

Altın kartal: güneşsel kuş, spiritüel güç, yükseklerden net görüş.

Baykuş: kehanet ve gizlerin mesajcısı, duyusal dünya ile zihinsel dünya arasındaki bağlantı.

Kurbağa: hayatın ortak bağlarını hatırlatıcı, ilksel suların başlangıcını kutsayan şarkılar söyleyen, yeniden doğuş, dönüşüm.

Beyaz başlı kartal: bilgelik, ruhun aydınlanması, saklı spiritüel hakikatleri görüş yeteneği, maddenin üzerimde ruhsal görüşün yükselmesi, büyük güç ve denge, sezgi yoluyla anlaşılan yaratıcı spirit.

Yunus:denizlerin bilgeliği, ahenk, su elementi büyüsü, siklusların temsilcisi

Fil:kral soyundan gelen hayvan, dayanıklılık, antik bilgilerle bağlantı, engellerin aşılması.

Yılan: yaşamın gizlerinin keşfi, ilksel enerji, tanrıçaların enerjisi, yaratım gücü, ölümsüzlük.

Ördek: suyun üzerindeki zarafet, su enerjisi, duyguların net olarak görülmesi, mistik ve kahinlerin ruhsal yardımcısı.

Bunlar hayvanların işaret ettiği özelliklerden sadece bir kaçıdır. Eğer gelenekler ve onun içindeki daha içsel olan okul yada sistemler incelenirse ayrıntıların ne denli derin olduğu gözlenebilir. Hayvanların yüzlercesini bu şekilde sınıflandırmışlardır. Bu ilişkiyi kuran kişi yada geniş anlamıyla şaman, hayvanın arşetipik formuna doğru yol alır ve hayvandaki bu özelliği asıl kaynağından öğrenir. O, ilişki kurduğu hayvanın arşetipik özelliklerine bürünür ve bu hakikatle kendi varlığı arasında bağ kurar. Bu onun özgürleşme yoludur.

 

-ELAMENTALLER:

Bunlar, Hristiyan ve Müslümanların melek, Hinduların deva dedikleri doğa ruhlarıdır. Bunlar, şamanın koruyucu ruhlar olarak adlandırdıkları varlıklar olarak da karşımıza çıkar ve yaşayan Dünyanın insan duyularıyla algılanamayan bir bedeninde vücutlaşmışlardır. En bedenleşmişleri enerjitik plana karşılık gelir. Buna örnek olarak bir enerji biçimi olan elektrik karşılık gelebilir. Elektriği göremeyiz fakat fiziksel etkileri somuttur. Her bir elemetal grubunun fiziksel etkileri fark edilebilir. Örneğin toprağın oluşumu, suyun oluşumu, rüzgar ve hava akımlarını ve ateşin fizikselleşmesini sağlayan onlardır.

Bu, Aristo’nun bahsettiği Dünyanın Tanrı tarafından yapılıp evrenin bir köşesine atıldığı ve mekanik bir şekilde işleyen bir yapıya sahip olduğu fikrinden ayrı hatta tam olarak zıt bir olgudur. Onlar, görülmeyen planlarda görülür alem için çalışan işçilerdir. Bunlar antik uygarlıklarda sıkça geçen, fakat farklı folklorik biçimlendirmelere ve tanımlamalara dayanan cinler ve perilerdir.

Bu bilgiler doğrultusunda dört çeşit elemental vardır. Minerallerin oluşumunu ve işleyişini toprak elementlerinden dwarf ve gnomlar yürütür, bitkilere ve çiçeklere renk ve koku veren onlardır. Sudaki yaşamı su elementallerinden nymphe ve sirenler, hava akımlarını ise elfler ve sylphler yürütür. ateşin varlığı ise salamanderler tarafından meydana getirilir.

Kısal kesimlerde, eskiden olduğu gibi şimdide uygulanan bu konuyla ilgili bazı örnekler görülebilir. Anadoluda halen onlarla ilgili uygulamalar göze çarpar: bir ağaç yemiş vermediğinde biri baltalı iki kişi ağaca yanaşır ve baltalı olan ürün vermediği için onu keseceğini söyler, diğeri de affedilmesini ve ağacın yemiş vermeye devam edeceğini söyler. Böylece ağacın cini korkutulur ve ürün sağlanır. Anadoludaki başka bir uygulamada yağmur duasıdır. İnsanların kolektif bir istenç koyarak hava akımlarını çekmesi bu olayı temellendirir.

Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki Dünyanın bütünsel dokusunun yetkin olmayan ve bu bilimi bilmeyenler tarafından görülemez parçalarıdır. Onlar inşaa ederler ve daha iyisini yapmak için yıkarlar. Kolektif olarak bağlı bulundukları varlık tarafından yönetilirler ve modern insanın kısır döngü olarak nitelendirdiği doğal fenomenlerin oluşmasında rol oynarlar.

 

SONUÇ

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi sahip olduğumuz bilgiler yaşayış biçimimizi belirler ve yaşayış biçimimiz sahip olduğumuz ve olacağımız bilgileri belirler. Gea kavramından net olarak bahseden ve yaşayan insanları bugünkü modern insanlarla ilişkilendiremeyiz, özellikle her şeye tüketilecek meta gözüyle bakanlarla. Günümüz insanı, özellikle iletişimin her noktaya ulaşmasıyla tek bir zihinsel forma bürünmüş aynı tür alışkanlıklara sevk edilmiş ve hayvan sürüleri gibi güdülmüştür. Bütün bu formlar ve bunun gibilerinde bulunmak yukarıda bahsi geçen unsurları algılamaya engeldir ancak bu formları dışlayarak bir bilinçlilik hali elde edilebilinir. Mevlana’ nında dediği gibi “kişinin değeri aradığı şeyle ölçülür” ve amaçlar varoluşu belirler.

03/09/1999

DİP NOTLAR

1 la Tradizone Ermetica - Julius Evola Çev: prof.dr.Harun Mutluay

2 Nevill Drury, Şamanizm, Okyanus Yayınları s.26

3 Mircea Eliade,shamanism,1972,s.13

4 Nevill Drury, Şamanizm, Okyanus Yayınları s.31

5 Gedrun Gutdeustch, Ağaç Mitolojisi,Yeni Yüksektepe Dergisi,sayı 20.

6 Shamanism working with animal spirit ,http://www.geocities.com/RainForest/4076/

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

http://www.ada.com.tr/mitoloji/

http://www.geocities.com/RainForest/4076/

[Ana Sayfa ][Yazılar